Yaşar Özkan Hakkında

1932 yılında Nevşehir-Avonos’a bağlı Göynük köyünde doğdu.
İlkokulu köyünde tamamladıktan sonra, 1950 yılında Tophane Sanat Okulundan ve 1955 yılında da o zaman ki adıyla “İstanbul Teknik Okulu” şimdiki “Yıldız Teknik Üniversitesi” Makine Mühendisliği bölümünden mezun oldu.


ozkan@yasarozkan.com

 

3372 defa okundu.

Küresel Isınma Sonucu Dünya Adım Adım Felakete Doğru Gidiyor


Bugün için dünyamızı tehdit eden en büyük sorunlar küresel ısınma, nüfus artışı ve çevre kirliliğidir. Bu üç konunun kontrol edilememesi ve gerekli tedbirlerin alınamaması, daha doğrusu alınmaması nedeniyle dünyamız hızla yaşanamaz hale doğru gidiyor.

Dünyayı yönetenler, olaylara sadece ekonomik büyüme, sanayileşme, gökdelen yapılar yapmak, büyük projeler geliştirme penceresinden bakmakta ve bugünkü toplumlar için refah sağlamaya çalışmaktadırlar. Bunları yaparken de pek çok şeyi ellerine yüzlerine bulaştırmaktadırlar. Toplumun dengesini bozmakta, insanların yaşam tarzları arasında uçurumlar yaratmaktadırlar.

Dünyanın ekolojik dengelerini ve atmosfer yapısını hızla tahrip eden bu çalışmalarını, büyük bir hırsla sürdürmektedirler.

Günümüzde dünya nüfusu yaklaşık 7,1 milyar kişi oldu ve nüfus artış ortalaması %1,1 civarı; yani dünya nüfusu her yıl yaklaşık 80 milyon kişi artıyor. Bunun anlamı, yaklaşık bugünkü trende göre her 12 yılda ortalama dünya nüfusu 1 milyar artıyor. Zaman içerisinde dünya tarım alanları ve su kaynakları bu artan nüfusu besleyemeyecek hale gelecektir. Üstelik artan nüfus ve hızlı şehirleşme nedeniyle yeni yapılaşmalar, endüstri alanları, hava meydanları, otoyollar, baraj inşaatları gibi büyük çaplı yapılar nedeniyle mevcut tarım alanları gittikçe daralmaktadır. Nüfus artışı devam ettiği sürece bu daralma daha da hızlanacak, geri kalan alanlar ileride 10 - 15 milyar nüfusu besleyemeyecektir. Keza su kaynaklarında da durum benzer şekildedir. Eğer bu artışa dur denmez ise, dünya bu felaketle başa çıkamayacaktır. Hal böyle iken ne yazık ki bazı ülke liderleri halen nüfus artışını teşvik etmektedirler.

Diğer bir felaket ise, çevre kirliliğidir. Artan nüfusu besleyebilmek için tarımda üretim verimliliğini artırmak için kullanılan kimyasal ilaçlar, topraklarımızı öldürmekte, toprağa karışan bu zehirler, yağmur ve kar suları nedeniyle yeraltı sularına, akarsulara, göllere karışarak, her gün insan sağlığını tehdit etmekte ve kanser gibi tehlikeli hastalıkları süratle arttırmaktadır. Nüfus artmaya devam ettikçe bunların dozajı da gittikçe artmaktadır ve artacaktır.

Bu iki grupta özetlenen tehlikelere ilaveten en büyük tahribatı yapacak olan ve hızla büyüyerek gelen tehlike, küresel ısınmadır. Küresel ısınma, bu tempo ile devam ederse önümüzdeki 50 - 60 yıl içerisinde dünya yaşamını yaşanamaz hale getirecektir.

Küresel ısınma nedir? İster insan eliyle, ister doğal yollardan atmosfere salınan (CO2) karbondioksit ve metan gazlarının atmosferi yoğunlaştırarak atmosferde bir sera gazı oluşturması sonucu, güneşten dünyaya gelen ve dünyadan tekrar uzaya yansıyan uzun dalgalı güneş ışınlarının, sera gazı nedeniyle bu atmosferi geçemeyip dünyada hapsolması ile oluşur. Dünyada hapsolan bu ışınlar dünyanın ve dünya atmosferinin ısınmasına ve atmosferin ısınması ile de iklim değişikliklerine ve buzulların erimesine sebep olur. Antik dönemlerde de yanardağ patlamalarından çıkan CO2 ve metan gazları, depremler ve doğal yollarla bataklıklardan çıkan metan gazları nedeni ile dünyada küresel ısınmalar yaşanmışsa da bugünkü küresel ısınma insan eliyle yaratılmış ve yaratılmaktadır.

1800’lerden sonra başlayan sanayileşme dönemine kadar dünyada yakın çağlarda bilinen bir küresel ısınma söz konusu değildi. 1830’lardan sonra yoğun maden kömürü kullanılması sonucu atmosfere salınan CO2 oranı artmaya ve atmosferin yapısı değişmeye başlamıştır. 1950’li yıllardan sonra sanayinin gittikçe gelişmesi, enerji yatırımlarının büyümesi, kömüre ilaveten petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtların kullanımının artan bir trendde büyümesi nedeni ile her yıl atmosfere salınan, özellikle CO2 gaz oranı artarak devam etmiştir. Atmosfere salınan CO2 miktarı ppm birimi ile ölçülmektedir. PPM; Parts Per Million (milyonda bir) demektir. Yani 1 ppm; 1milyon m³ atmosferdeki CO2 miktarı 1m³ demektir. 1959 yılında 315,97 ppm değerinde olan CO2 oranı 1992 yılında Rio de Janeiro’daki uluslararası toplantıda 356,38 ppm değerinde tutulma kararı alınmış, maalesef bu karar uygulanamamıştır.

1997 yılında Kyoto Toplantısı’nda 363,71 ppm olan CO2 miktarının bu değerde tutulması kararlaştırılmış, fakat bu karara da uyulmamıştır. Maalesef Türkiye bu protokolü imzalamayarak CO2 emisyon tasarrufuna katılmamış, ancak çok yakın zamanda baskılar sonucu bu protokolü imzalamıştır.

Dünyada küresel ısınmanın büyük boyutlara ulaşmasına sebep olmuş olan başta Amerika olmak üzere bütün Avrupa ve gelişmiş ülkeler son yıllarda bir çok tedbirler almaya başlamışsa da, bütün bu tedbirler küresel ısınmayı durdurmak bir yana yavaşlatmaya bile yetmiyor. Çünkü arkadan gelen Çin, Hindistan, Türkiye gibi ülkeler bu kurallara uymuyor. Türkiye bu konuda sicili en bozuk ülkelerden birisi. Yaklaşık 3 yıl önce Katar’da yapılan en son küresel ısınma toplantısında Türkiye’ye gıyabında performansı en kötü ülkelerin birincisi plaketi verildi.

Son 10 yıldaki küresel ısınmayı arttıran CO2 emisyonu oranlarına bir göz atarsak;

Yıl CO2 (PPM) Yıllar İtibariyle Artış PPM
2006 381,90
2007 383,76 1,86
2008 385,59 1,83
2009 387,37 1,78
2010 389,85 2,48
2011 391,63 1,78
2012 393,82 2,19
2013 396,48 2,66
2014 398,56 2,08
Nisan 2015 403,26 4,70 (4 aylık)

Tablodan görüldüğü gibi son yıllarda ne tedbir alınırsa alınsın CO2 emisyon oranları durdurulmak veya azaltılmak bir yana yıllar itibariyle artarak devam ediyor. Yani küresel ısınma giderek büyüyor. Maalesef bu konuda ülkemiz, başı çeken ülkelerin en önde gideni. Her ne kadar kişi başı CO2 emisyonumuz halen düşükse de yıllar itibariyle CO2 emisyon artış oranımız % 110 civarı. Bu tempoyla gidersek sicili bozuk ülkeler kategorisinde kalmaya mahkumuz. Çünkü ülkemizin bu konuda elle tutulur bir programı yok.

Bu ppm artışları ne ifade ediyor ona bakalım ;

350 ppm’de atmosfer 1 derece ısınıyor
400 ppm’de atmosfer 2 derece ısınıyor
450 ppm’de atmosfer 3 derece ısınıyor
500 ppm’de atmosfer 4 derece ısınıyor
650 ppm’de atmosfer 5 derece ısınıyor
800 ppm’de atmosfer 6 derece ısınıyor

Şu anda içinde bulunduğumuz dönemde atmosfer 2 santigrat daha fazla ısınmış durumda. Mevcut trend ortalama 2 ppm/yıl bazında artması halinde yaklaşık 25 sene sonra yani en geç 2039’da atmosfer ısısı 3 derece artmış olacak. Eğer alınan ve alınmakta olan tedbirler yetersiz kalırsa CO2 emisyonu aynı trendde devam ederse 50 sene sonra yani 2064 civarında küresel ısınma 4 dereceyi bulacaktır.

Daha uzağa gitmeden şimdi bu ısı artışlarında neler olabilecek onlara bir bakalım ve dünya yaşamı ne olacak bir görelim.

1 santigrat derece artışı geçtiğimiz yıllarda yaşadık.

2 santigrat derece artışta neler olacak;

• Şuanda yaşamaya başladığımız gibi sezonlar değişecek. İlk ve sonbaharları yaşayamayacağız.
• Okyanuslar fazla ısındığı için muson yağmurları kıyılara yağacak, iç kısımlarda kuraklık olacak.
• Okyanuslara atmosferden daha çok CO2 gazı akımı olacak, okyanusların asitlik oranı artacak ve bu da deniz canlıların ölümünde artışlar yaratacak.
• Deniz canlıları atmosferdeki CO2 gazlarının bir kısmını emerek tükettiği için, bu canlıların çoğu ölürse, atmosferdeki CO2 artışı çoğalacaktır.
• Hem deniz dipleri, hem de karalar çölleşmeye başlayacak.
• Avrupa’da sıcaklık Kuzey Afrika seviyesine çıkacaktır.
• Avrupa’nın yeşil örtüsü yok olacaktır. Yaz aylarında aşırı kuraklık olacak ve orman yangınları artacaktır.
• Artan yangınlardan çıkan CO2 gazları, emisyonu artıracak ve küresel ısınmayı hızlandıracaktır.
• Türkiye, İspanya, İtalya ve Güney Fransa gibi yerlerde, Balkanlarda, Kuzey Afrika’da 30 derecenin üstündeki sıcak günler sayısı 5 veya 6 hafta daha uzun sürecektir.
• Akdeniz Bölgesinde yüksek sıcaklık nedeniyle kuraklık başlayacak, yağışlar azalacaktır. Türkiye ve İspanya gibi ülkelerde tarımda büyük tahribat olacaktır.
• Barajlara yeterli su gelemeyecek, hidrolik enerji üretimleri düşecektir. Tüm Akdeniz Bölgesinde su sıkıntısı kalıcı hal alacaktır.
• Akdeniz Bölgesinden aşırı sıcaklar nedeniyle kuzey bölgelere göç başlayacaktır.
• Grönland’ın 3 kilometre kalınlığındaki buzulların büyük bir kısmı eriyecek, milyonlarca kişinin yaşadığı kıyı kesimleri su altında kalacak. Deniz seviyesi 5 – 6 metre yükselecektir.
• Kutup ayıları yok olacaktır.
• Ekonomik gelişimini sekteye uğratmamak için CO2 emisyonunu kısmaya yanaşmayan Çin, Hindistan ve Türkiye gibi ülkeler tarımda büyük zarar görecektir.
• Himalayalar’da buzulların erimesi çevrede büyük sel ve çamur akışlarına ve heyelanlara sebep olacaktır.
• Buzulların erimesi sonucu Himalayalar’dan beslenen nehirler kuruyacak, su sıkıntısı ve kıtlık olacaktır.
• Güney Amerika’da da benzer sorunlar yaşanacaktır.
• Dünyadaki canlı türlerinin üçte birinden fazlası yok olmanın eşiğine gelecektir.
• Bütün bu olaylar önümüzdeki 25 yıl içinde olacak olup, henüz olayların başlangıcında bulunuyoruz.
Yukarıda sayılan hususların pek çoğu eğer çok ciddi tedbirler alınmaz ve yeni teknolojiler geliştirilmez ise, önümüzdeki 25 yıl içerisinde vuku bulacaktır.
3 santigrat derece artışta neler olacak;

• Afrika’da, aşırı sıcaklar nedeniyle yaşanamaz bir hale gelinecek ve çok ciddi kıtlık yaşanacaktır.
• Şiddetli kum fırtınaları bütün bitki örtülerini kapatarak, pek çok bölgeyi çöle çevirecektir.
• Bitmeyen kum fırtınaları nedeniyle Afrika’da bir çok ülke ve şehir kum altında kalacaktır.
• El Nino kasırgaları kalıcı hale gelecek, insanlara çok acılar yaşatacaktır.
• Dünyanın akciğeri olan Amazon Ormanları yok olacak, iç kesimleri çölleşecektir.
• Avustralya’da büyük kuraklık ve aşırı sıcaklık nedeniyle ormanlarda sürekli yangınlar olacak. Bu yangınları söndürmek için su bulunamayacaktır.
• Kuzey Kutbunda buzlar tümüyle erimiş ve deniz seviyeleri 7 metre yükselmiş olacak.
• Su kaynaklarının yok olmasıyla Hindistan, Endonezya ve Pakistan gibi ülkelerde aşırı kuraklık ve felaketler yaşanacak.
• Deniz seviyelerinin yükselmesi ve kasırgalarla denizlerin kabarması sonucu New York, Londra gibi büyük şehirler sahil kentleri ve Hollanda gibi ülkeler su altında kalacaktır.
• Toplam yeryüzünün % 50’sinin alışılmış iklimi yok olacak, bu iklimde yaşamaya alışkın hayvan nesilleri tükenecektir.
• Açlık nedeniyle milyonlarca kişi göç edecek. Bu göçü kabul etmeyen ülkeler ve halklar arasında harpler çıkacak. Kitlesel ölümler olacaktır.

Zaten dünyada 3 santigrat dereceden sonra büyük felaketler yaşanacağı ve küresel ısınma artık geri dönülmez hale geldiği için 4 ve 5 santigrat derecede dünya yaşanır bir yer olmaktan çıkacak, dünya yüzeyi Mars’ı andıracaktır. 6 santigrat dereceye ulaşması halinde dünya üzerinde neler olabileceğini kimse tahmin edememektedir. Tahmin edilen şudur ki; dünya üzerinde insan kalmayacağını yahut ta Kuzey Kutup bölgelerinde sınırlı bir yaşam kalabileceğine göre, zaten dünyada çevreyi yok eden bir endüstri de kalmayacağına göre CO2 emisyonu duracak ve zamanla küresel ısınma etkisini yitirip atmosfer ve iklimler normal seyrine kavuşacak. Böylece dünya da kendini yeniden düzenleyip, yeni yaşam türleri ve biçimleri oluşacak. Tabi bu tamir işi binlerce yıl alacaktır.

Halen dünyayı yöneten gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin liderleri ve halkları sahip oldukları refah seviyesinden geri adım atmayı düşünmeyeceklerine göre, halen başlangıç noktasında olduğumuz bu yok oluş sürecinden kurtulmamız mümkün görülmüyor. Bugünün teknolojilerine göre geliştirilen yenilenebilir enerji üretimleri, araçlarda, uçaklarda CO2 emisyon oranlarını düşürme çabaları bu sorunu çözmeye yetmez. Halen dünyada tüketilen enerjinin % 80’ni fosil yakıt kaynaklı. Yeni teknolojiler geliştirip, fosil yakıtlar kapasitesinde bol enerji üretimi geliştirilip devreye sokularak fosil yakıtlardan kurtulmadıkça bu beladan kurtulmak mümkün görünmüyor. Şu safhada bu konunun kökten halli için geliştirilen bir teknoloji de yok. Geliştirilen teknolojiler çok yetersiz ve sorunu çözecek kapasitede değil, olsa olsa küresel ısınmayı biraz yavaşlatır.

Tam aksine mevcut uygulamalarla küresel ısınma daha hızlandırılıyor. Durmadan fosil yakıt kaynaklı enerji santralleri kuruluyor. Uçak, gemi ve araç sayıları her yıl katlanarak artıyor. Adeta bu konuda ülkeler ve insanlar yarışıyor. Her yıl dünya enerji ihtiyacı % 10 artıyor. Bir refah tutkunluğu bencilce başını almış gidiyor. Sanki bugün dünya yöneticileri ve halkları bu dünyaya dünya yaşamanı yok etme görevi ile gelmiş gibi. Yeni ve çok gelişmiş teknoloji üretebilecek başta Amerika olmak üzere gelişmiş ülke yöneticileri, doymak bilmeyen acımasız petrol tekellerinin güdümünde olduğu için, petrolden azami geliri sağlamak için bunlar bu çalışmaların önüne set çekiyor. Dünyada mevcut bu bencil insanlar, başta kendi çocukları ve torunları olmak üzere tüm gençlerimizin, bebeklerimizin ve insanlığın yok olmasına aldırmadan kendi refahları ve zenginlikleri uğruna dünyanın bu karanlık geleceğine göz yumuyorlar.

Bütün bu söylenenler komplo teorisi değil, bir çok bilim adamı ve araştırmacıların tespitleridir. Dünyada bir çok bilim adamı bu sorunun çözümü için büyük gayret sarf ediyor, hükümetler nezdinde teşebbüslerde bulunuyorlar. Ama dünyayı yöneten yöneticiler o kadar duyarsız, gizli güçlere o kadar bağımlılar ki, bunlara kulak bile asmıyorlar. Bu yöneticilerin çoğu kendi ihtiraslarının peşinde koşmaktan başka bir şey düşünmüyorlar. Bu konularda o kadar cahiller ki, fosil yakıt şirketlerinin kiraladığı bazı aşağılık sözde bilim adamları tarafından rahatça kandırılıyorlar.

Dünyada, özellikle gelişmiş ülkelerde üniversitelerde bilim adamlarıyla, araştırmacılarla, görsel ve yazılı medyada bu konular ilgi ile takip edilirken, bu konuda televizyonlarda programlar düzenlenirken, gazetelerde ve bilimsel dergilerde makaleler yazılırken ve bir baskı grubu oluşturulurken, ne yazık ki ülkemizde küresel ısınma konusuna karşı en ufak bir ilgi yoktur. Ne üniversitelerimizden, ne de medyamızdan bu konuda halkı ve yöneticileri bilgilendirici bir yayın yapılmamakta. Çevrecilerde olduğu gibi bu konularda baskı oluşturacak bir oluşum yaratılmamaktadır. Bir nesil sonra dünyanın başına gelecek tufan efsanesinden kat kat büyük bir felaket karşısında insanlar duyarsız kalmaktadır. Ülkeleri yönetenler ise, bu konuları hiç ciddiye almamakla, büyük bir ihtirasla küresel ısınmayı arttırıcı yatırımları yapmaya devam etmekte, yarattıkları safsatalarla kendilerini oyalamakta ve bu konuda bilgisiz olan halkları uyutmaktadırlar.

Bütün bu yönetimler ve şimdilik refahları bozulmasın diye konuya ilgisiz kalan bilinçsiz halk tabakaları şunu bilsin ki, CO2 emisyonu 650 ppm ve atmosfer sıcaklığı 5 dereceye ulaştığında dünya yüzeyindeki güney ve kuzey kutupları dahil tüm dünya buzulları eriyecek, yaklaşık 44 milyon km³ buz suya dönüşecek ve deniz seviyeleri yaklaşık 70 metre yükselecektir. Deniz seviyelerinin 70 metre yükselmesiyle ülkelerin endüstrilerinin ve gelişmiş şehirlerinin çoğunluğu sular içinde kalacaktır. Buralarda yaşayan insanlar iç kesimlere göç edecek, fakat iç kesimlerde yaşayan ve yaşama mücadelesi veren insanlar arasında büyük çatışmalar ve katliamlar olacak, insanlar açlıktan yamyamlaşacaktır. Bugün büyük iddia ve ihtirasla bu bölgelerde yapılmakta olan eserler Atlantis gibi sulara gömülecek, gökdelenlerin sadece tepeleri görülecektir. Antik dönemlerde yapılmış olan piramitler ve büyük mabetleri bugün bunların kalıntılarından anlayabiliyoruz. Ancak bugünkü insanların yaptıklarını kimse göremeyecektir. Zaten bunları görecek fazla insan da kalmayacaktır. Eğer küresel ısınmayı en geç 450 ppm’de ve 3 santigrat derecede tutamazsak ondan sonra zaten hiçbir zaman durdurma şansımız olmayacaktır.

Üniversitelerimizi bu konularda aydınlatıcı bilgiler yayınlamaya, televizyonlarımızı milleti oyalayan değersiz bir sürü diziler, evlenme ve eğlence programlarının bir kısmı yerine hiç olmazsa haftada bir küresel ısınma ve sonuçları hakkında programlar yapmaya ve başyazarlarımızı hep siyaset yerine, biraz da bu konularda yoğunlaşmaya davet ediyorum. Siyasetçileri de sürekli 3 – 4 çocuk yapmaya teşvik etme yerine, bundan sonra doğacak her çocuğun akıbetinin ne olacağını düşünmeye davet ediyorum. Herkesi, üzerlerindeki ölü toprağını silkeleyerek gerçekleri araştırmaya davet ediyorum.
Küresel ısınma bir gerçektir. Bu gerçeği kabul etmeyip, alınması gereken tedbirleri almamak ve bu olguyu yaşanabilir seviyede tutmak için gerekenleri yapmamak, insanlığın ve dünyamızın geleceği açısından en büyük bağnazlıktır.


Yaşar Özkan

 

2015-05-21
Bu yazı 4034 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 *