Yaşar Özkan Hakkında

1932 yılında Nevşehir-Avonos’a bağlı Göynük köyünde doğdu.
İlkokulu köyünde tamamladıktan sonra, 1950 yılında Tophane Sanat Okulundan ve 1955 yılında da o zaman ki adıyla “İstanbul Teknik Okulu” şimdiki “Yıldız Teknik Üniversitesi” Makine Mühendisliği bölümünden mezun oldu.


 

3636 defa okundu.

Sosyal Düzen Kurulmasında İnsanlar Mı Başarılı, Böcekler Mi?

Bilindiği üzere, dünya üzerinde varolan milyonlarca cinsten omurgalı ve omurgasız canlılar arasında çok çeşitli yaşam tarzları vardır. Bunların bir kısımları sosyal canlılar olup, koloniler halinde yaşarken, bir kısmı da asosyal şekilde yaşarlar.

Canlıların sosyal yaşamlarına dair yazılacak pekçok şey olmakla beraber bu canlılar üzerinde en çok araştırma yapılan ve en çok bilgi sahibi olunan en meşhur türler ise insanlar, termitler, balarıları ve karıncalardır.

Geçen makalemde termitler hakkında bir makalenin sınırları içerisinde verilebilecek oranda bilgi vermiş, ve ilkel diye tanımladığımız bu ufacık, kör yaratıkların kolonilerinin her türlü sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde kurdukları modern şehirlerini nasıl inşa ettiklerini ve sosyal adaleti nasıl gerçekleştirdiklerini anlatmıştım. Bu arada balarıları ile karıncalardan da bazı örnekler vermiştim.

Bu makalemde, bu harika böceklerden birisi olan arıların bazı özelliklerini anlattıktan sonra bugün içinde yaşadığımız insanlığın sosyal anlayış ve uygulamaları ile balarılarının ve diğer sosyal böceklerin sosyal yaşamlarını karşılaştırmaya çalışacağım.

BALARILARI

20bin türden oluşan arılar, böcekler aleminde matematik, mühendislik, kimya ve fizik bilgisine sahip olduklarına inanılan ve böyle olduklarını yaşam tarzları ve uygulamaları ile ispatlayan üstün varlıklardır. Bilim adamlarını en çok meşgul eden canlılardır.

Balarıları ise diğer arılardan farklı özelliklere sahip müstesna yaratıklardır. Koloniler halinde kovanlarda, ağaç ve kaya kovuklarında yaşarlar. Her kolonide ise 10-80bin civarı arı bulunur.

Termitlerde olduğu gibi arı kolonisi bir kraliçe, birkaç yüz erkek arı ve geri kalanlarda dişi işçi arılardan oluşur. Kraliçe arı diğer arılardan daha büyüktür. Görevi sadece yumurtalamaktır. Erkek arıların görevi de sadece kraliçeyi döllemektir. Başkaca hiçbir görev yapmazlar. Diğer dişi arılar ise hiçbir zaman döllenmezler ve kısırdırlar. Onların görevi kovanı inşa etmek, çiçeklerden getirdikleri nektarlar ile bal üretmek, polen toplamak, kraliçeyi, erkek arıları ve larvaları beslemek, kovan temizliği ve korunması dahil her türlü işi yapmaktır. Larvaların beslenmesi, büyütülmesi, kovan içerisindeki güvenliğin sağlanması da işçi arıların görevidir.

Kraliçe arı baharın başlangıcından yazın sonuna kadar hergün 1500-2000 yumurta yumurtlar. Her yumurta bir hücreye konur. Yumurtlamadan 3 gün sonra beyaz kurt şeklinde arı larvası çıkar. Bu larvalarda 3 gün süreyle işçi arılar tarafından arı sütü ie beslenir. Bu beslenmeyi larva sayısı kadar kovanda bulunan dadı arılar yapar. Burada en şaşırtıcı olay hergün binlerce yeni larvalar çıkmasına rağmen bu dadı arılar hiçbir larvanın doğumgününü şaşırmadan bu 3 günlük beslenmeyi aksatmadan yapıyor olmasıdır. Bu nasıl bir zaman ayarlamasıdır? Bu nasıl bir hesaplama tekniğidir? Nasıl bir hafızadır?

Beslenmenin 3. gününde yani yumurtlamadan 6 gün sonra larva yemek yemeyi keser, bu arada larvalar ilk ağırlığının 1500 katına ulaşır. Yedinci günde dadı arılar larvanın bulunduğu hücrenin ağzını balmumundan yapılmış bir kubbe ile kapatır. Larvada kendi ürettiği bir madde ile kendi etrafına bir koza üreterek kendini bu hücreye hapseder. Enteresan olan ise koza üretilen bu maddenin hava ile temasından sonra hemen sertleşmesi yanında, kuvvetli bir bakteri öldürücü ve enfeksiyon önleyici etkisinin olmasıdır. Yani tamamen kimyasal bir üretim yapılmasıdır. Mübarek böcekler sanki doğuştan kimyacı olarak doğmaktadırlar.

Arı yumurtası kraliçe tarafından hücreye bırakıldıktan itibaren tam 3 hafta sonra hücrenin kapatılmış olan kapağı yırtılır ve içinden uçmaya hazır bir şekilde balarısı çıkar. Hücreden çıkan bu balarısının ise o günden itibaren 6 haftalık ömrü başlar. Altı haftalık ömrü boyunca 10-80bin nüfuslu kovan içinde en ufak bir kargaşa, düzensizlik, disiplinsizlik olmadan arı yaşamını çok düzenli bir şekilde sürdürür.

Hücrelerinden çıkar çıkmaz arılar hemen çalışmaya başlarlar. Bu çalışmalarındaki başlıca görevleri ise kovanın temizliği, larvaların bakımı, kraliçe ve erkek arıların beslenmesi, bal yapılması, peteklerin örülmesi ve onarımı, kovanın onarılması, kovanın güvenliğinin sağlanması, çiçeklerden nektar ve polenin toplanıp, kovana taşınması, su ve reçine gibi malzemelerin temini işlerini aksatmaktan yapmaktır.

Kraliçe arı 4-5 sene yaşar. Erkek arılar çiftleşmeden hemen sonra ölürler. İşçi arılar normalde 6 hafta yaşamalarına mukabil kış dönemine rastlayan arılar ise birkaç ay yaşarlar. Genelde 6 haftalık ömrü olan bu arılar hayatı boyunca kovan içerisinde de pek çok görevin yanında 800 km. uçarak çiçek çiçek dolaşırken beslenme ve balmumu bezlerinin zarar görmesi, uçma kaslarının tükenmesi sonucu görev başında ölürler.

Arıların yaşamları boyunca vücut yapıları zamanla değişikliğe uğrar. Bu değişikliğe bağlı olarak da farklı görevler yaparlar. Kolonide bulunan her arı belli bir işi yapar. Herkes kendi görevi ile ilgilenir, eğer yapılmakta olan bir iş aksarsa o zaman diğer arılar o işin yapılasına destek olurlar. Kovan içerisinde arıların tümü işlerin herbirini yapabilecek yetenekte olmalarına rağmen sadece kendi işlerini kusursuz yapmaya odaklanırlar.

Arılar birbirlerini kovan kokularına göre ayırırlar. Her kovanın yani her koloninin kendine has özel kokusu vardır. Arılar hayatlarının 4. dönemlerinde kovan girişinde nöbetçilik yaparlar. Bu arıların iğne bezleri gelişir ve zehir üretmeye başlarlar. Kovana girmeye çalışan diğer arıları veya böcekleri kovan kokusuna göre tanımlayıp, yabacıları kovana sokmazlar. Bu görevlerini gerektiğinde kendilerini feda ederek çok ciddi bir şekilde yaparlar. Güçlü sınır bekçileridirler. Tehlikenin büyüklüğüne göre nöbetçi arıların yaydığı özel bir koku ile verilen alarm üzerine kovandaki diğer arılarda yabancı düşmana karşı saldırıya geçerler. Diğer pekçok konularda da arılar yaydıkları farklı kokular, danslar ve dokunma yolu ile anlaşırlar.

Arıların sonradan oluşan iğneleri, balık oltalarında olduğu gibi tırtıllı olup, özellikle insanları soktuklarında iğneyi geri çıkaramazlar, ve vücutta kalan iğne ile beraber iğne kaslarıda arının gövdesinden kopar. Kopan bu kaslar ve iğne hemen vücuttan çıkarılmazsa arı gitmesine rağmen bu kaslar insan vücuduna zehir pompalamaya devam eder. Tabi insanı sokan arıda aldığı ağır yara sonucu ölür. Arılar kendi hayatları pahasına da olsa kovanlarını ve kolonilerini korumak için bu eylemi terreddütsüz bir şekilde yaparlar. Burada bencillik ortadan kalkar, koloninin devamlılığı herşeyin önüne geçer. Esas olan ferdin yaşamı değil, kolninin devamlılığıdır.

Arılar hayatlarının son dönemini koloninin ihtiyacı olan besinleri toplamakla geçirirler. Bu besinler durmadan ziyaret edilen binlerce çiçekten toplanan nektar ve polenlerdir (çiçek tozu). Nektar bal üretiminin temel maddesi ve polenlerde protein bakımından zengin bir besindir. Arılar kışın besin bulamayacakları için kovanlarında bal depolarlar. Bütün kış bu bal ile beslenirler. Yağmurlu havalarda da yavru arıların beslenmesine yetecek kadar polen depo ederler. Bu poleni doğrudan kullanmayıp arı poleni veya arı ekmeği denen bir maddeye dönüştürürler. Bu arı ekmeği toplanan polenlere nektar ve bazı enzimlerin eklenmesi ile yapılır. Özellikleyavrular için çok güçlü bir besindir. Kovanlarında kimya laboratuvarı varmışçasına bu karışımı mükemmel bir şekilde hazırlarlar.

Arılar 21 günlük olana kadar kovan içerisindeki görevleri yaparlar. Petek yapımı için gerekli balmumunu özel salgıları ile üretirler. Kovanı inşa ve gerektiğinde tamir ederler, temizlik, havalandırma, yavruların beslenmesi ve bakımı gibi işleri yürütürler. 21 günlük olduktan sonra vücut yapılarındaki yeni değişikliklerden sonra kovan dışına çıkarak polen ve nektar toplama işine başlarlar. Arılar her seferinde minicik bal keselerini doldurabilmek için 100-150 çiçeği ziyaret ederler. Bunun içinde sürekli uçarlar. Uçuşları ve çiçek ziyaretleri esnasında da pek çok hasımlarının saldırısına uğrarlar. Bu dönem arıların en tehlikede olduğu dönemdir.

Arılar çok kalabalık bir şekilde yaşadıkları kovanlarının ısısını dışarıdaki sıcaklık ne olursa olsun daima 34,5 - 35,5 santigrat derecede tutarlar. Soğuk havalarda kümelenerek vücut ısıları ile bu ısıyı arttırırlar, sıcak havalarda ise kanatlarını yelpaze gibi kullanarak kovan ısısını düşürürler.

Ortalama 40 ila 80 bin arıdan oluşan kovanda arılar tüm işlerini kusursuz bir şekilde yaparlar. Kovan içinde hiçbir düzensizlik ve organizasyon bozukluğu yaşanmaz. Ne larvalar aç kalır, ne yiyecek stok yetersizliği yaşanır, ne de savunma ve kraliçe hizmeti aksatılır. Herkes neyi nasıl yapacağını çok iyi bilir. Kovanın disiplini kraliçenin salgıladığı bir madde ile sağlanır. Kovan içinde işlerin düzgün ve disiplinli yürümesi için kraliçe hergün kovan içindeki arıların tümüne yetecek kadar koku salgılar. Eğer salgılanan bu maddede herhangi bir azalma olursa arılar bunu algılayarak hemen harekete geçerler. Bunun anlamı ya kraliçe yaşlandığı için yeteri kadar salgılama yapamamakta, ya da kovan nüfusu çok artmış demektir. Bunun sonucu arılar gerekli tedbiri alarak yedek genç kraliçe arıyı devreye sokarlar veya nüfus ayarlaması yaparlar. Bunun içinde ya larvaların bir kısmını yok ederler, yahutta bir kısım arı gruplaşarak yeni kraliçelerden biri ile başka yerlere göç ederler.

Arılar sağırdır. Bu nedenle birbirlerine herhangi bir olayı dans ederek anlatırlar. Bu danslar her olaya göre farklı şekillerde yapılır. Mesela yiyecek arayıcı arıların bu yeri anlatırken yaptıkları dans, yeni yuva yeri bulanların yaptığı dans veya herhangi bir olayın anlatıldığı dans şekilleri birbirinden farklıdır. Bu danslarla hatasız bir şekilde anlaşırlar. Keza bir yiyecek kaynağının yerini, mesafesini, verimliliğini bu danslarla kusursuz bir şekilde anlatırlar.

Arılar yönlerini güneşin konumuna göre ayarlarlar. Eğer hava bulutlu ve güneş görünmüyorsa, güneşten gelen ultraviyole ışınlarını kullanırlar. Bilindiği gibi insanlar kısa dalgalı ultraviye ışınlarını göremezler. Fakat arılar bu dalgaları görürler. Bu nedenle de arılar, insanların görünmeyenlerini görürler. Arılar kovandan ayrılıp, tekrar kovana dönene kadar geçen sürede güneşin kaç derece yer değiştirdiğinin hesabını da yaparak güzergahlarını hiç şaşırmazlar. Ancak son yıllarda kitlesel arı ölümlerinin yaşanması arıların kovanlarına dönemeyip yollarını şaşırmaları bu tezi biraz tartışmalı hale getiriyor. Acaba arılar yönlerini güneşe göre değil de, Dünyanın manyetik alanına göre mi buluyorlar sorusu akla geliyor. Bilindiği üzere yapılan ölçümlere göre son yıllarda dünya manyetik alanı büyük değişikliğe uğramış ve uğramakta devam ediyor.

Arıların gözleri çok özel yapıdadır. Arı gözlerinde “ommatidia” adı verilen 6900 adet birbirinden ayrı görme işlemi yapan bölüm vardır. Bu 6900 adet bölüm birbirinden bağımsız birer göz gibi görme işlemi yapabilmektedir. Ayrıca başlarının iki yanındaki bu göz gruplarına ilaveten kafalarının üzerinde de 3 adet basit göz vardır. Bu göz yapısı ile arıların güneşe göre yönlerini tayin edebilecekleri bilim adamlarınca savunulmaktadır.

Balarıları olmazsa çiçek olmaz, çiçek olmazsa meyve olmaz, ve bitkisel besin maddesi olmaz. Bilindiği üzere bütün canlılarda olduğu gibi bitkilerde de döllenme esastır. Çiçekteki döllenme olayının gerçekleşebilmesi için çiçeğin dişi tohumunun, erkek tohumlarla (polenlerle) birleşmesi gerekir. Çiçekler ise erkek organlarındaki polenleri kendi başçıkları üzerine ulaştıramazlar. Ancak bu birleşme böcekler ve arılar sayesinde gerçekleşir. Böylece de çiçekleri oluşturacak tohumlar meydana gelir. Çiçekler ihtiva ettikleri nektarlar ile arıları kendilerine çekmekte, arılar da aynı cins çiçekleri sürekli ziyaret ile onların polenlerini birbirine aktarmak sureti ile çiçekler ve arılar arasında güçlü bir işbirliği doğmaktadır. Arıların yok olması halinde bu ilişki tümüyle ortadan kalkacak, çiçek büyük oranda oluşmayacak ve insanların besin kaynağı kuruyacaktır. Çiçeklerdeki döllenmenin %80’i arılar tarafından, %20side diğer böcekler tarafından yapılmaktadır. Bu nedenle çiçek döllenmelerinde arılar çok önemlidir.

Yapılan araştırmalara göre, küçücük arının beyni saniyede 10 trilyon işlem yapmaktadır. Bu da en gelişmiş bilgisayarların yüzlerce katıdır. Uçarken kanatlarını saniyede 250 kere çırpar. Kovandan çiçeğe doğru uçarken yani boşken 13 km/h hızla uçar. Nektar veya polen doluyken hızı 9 km/h dır. Arılar aslında dört kanatlıdır. Ama uçarken iki kanatlı görünürler.

Arıların koku alma organları antenleri üzerinde bulunur. Çok gelişmiş bir koku alma duyuları vardır. Pekçok görevlerini ve davranışlarını koku alma yoluyla yerine getirirler.

Tat alma organları ağız boşluklarında ve hortumlarında bulunur. Her türlü tadı ayırabilirler. Mesela insanlar besin değeri olmayan tatlandırıcı ile şekerin tadını ayıramazken, arılar bunu çok net bir şekilde ayırırlar. Tatlandırıcı ile hazırlanmış tatlı bir sudan asla besin almazlar. Kandırılmaları da mümkün değildir.

ARI PETEKLERİ

Arıların insanı şaşkına çeviren en mühim özelliklerinden birisi ördükleri matematik dehası , mühendislik harikası peteklerdir. Arı yuvaları, ister dairesel, ister kare veya dikdörtgen kesitli kovan olsun, isterse karmaşık geometrik şekilli kaya veya ağaç kovuğu olsun arılar kalabalık bir şekilde kenarlardan başlayarak ortaya doğru örmeye başladıkları altıgen kesitli peteklerini ortada kusursuz bir şekilde birleştirirler. Bu birleşmede, birleşme yeri asla belli olmaz, hücre hacimleri, açıları tıpatıp aynıdır. Bu eseri meydana getirirken yüzlerce, binlerce arı farklı noktalardan başlayarak her biri bağımsız çalışarak, ellerinde bir proje olmadan, başlarında bir mühendis ve formen olmadan bu işi nasıl yapabildiklerinin bilimsel bir izahı yoktur. Bu evrim teorileri ile izah edilecek bir durum değildir. Aksine evrim teorisini yerle bir edecek göstergelerden bir tanesidir. Üstelik petekler bir defada inşa edilmez, ihtiyaç oldukça yapılır. Buna rağmen birleşimleri hatasızdır.

Petekler her yönde aynı istikamettedir. Çift yüzlüdürler, her yüzde yüzlerce, binlerce göz (hücre) bulunur. Bu gözler bal, polen ve yumurta ile doldurulur.

Peteklerin en üstten başlayarak orta bölümüne kadar olan kısmı bal ile doldurulur. Onun altında polen ve alt bölümlerde de larva odaları yer alır. Bal depoları kovanın yan tarafındada devam eder. Bal odaları ile larva odaları arasına konan birkaç sıra polen deposu, bal, polen ve larvaların birbirine karışmasını önler.

Peteğin bir ara duvarı vardır. Petek hücreleri bu ara duvarlara göre hafif eğimli bir şekilde inşa edilmiştir. Buda hücrelerden balın akmamasını sağlar. Yapılan hesaplamalara göre hücrelerin bu meyil açıları balın viskositesi de dikkate alındığında balın bu hücrelerden akmadan durmasını sağlayacak açı ile tıpatıp aynıdır. Bir matematik uzmanı olan arılarda bu hesaplamayı doğru yapmışlardır. Gerek hücreler, gerekse ara duvarlar balmumundan yapılır. Balmumu üretimi çok meşakkatli ve yoğun enerji gerektiren bir iştir. Arılar balmumu üretirken harcadıkları enerjiyi yedikleri baldan alırlar. Bir kg. Balmumu üretebilmek için 22kg. bal yerler. Arılar üretimi zor ve meşakkatli olan balmumunu çok ekonomik kullanırlar. En az balmumu ile en fazla petek inşa edebilmek içinde altıgen prizma sistemini kullanmaktadırlar. Örneğin 22,5 x37 cm. Ebadındaki bir petek inşası için 40 gr. balmumu kullanırlar. Boş ağırlığı 40 gr. olan bu peteğe 2 kg. bal depolarlar.

Değişik noktalardan başlanarak ortaya doğru örülen petek dilimleri çok düzgündür. Binlerce hücre ve açıdan oluşan bu petek üzerinde hiçbir ek yerine rastlanmaz. Bu da arıların bu işi rastgele yapmadıklarını, başlangıç ve birleşme noktaları arasındaki uzaklıkları işe başlamadan önce hesapladıklarını ortaya koyar. Üretilen petek gözlerinin genişliği de standarttır, hiç değişmez. Bal, polen ve larvalara ait petek gözlerinin genişliği 5,2-5,4 mm arasındadır. Erkek arılarınki ise 6,2-6,4 mmdir.

Arılar petek hücrelerinin genişlik ve kalınlığını hassas algılayıcı tüyleri ile ölçerler. Bu tüyler yoğun olarak çene ve antenlerde bulunur. Yapılan araştırmalarda tek bir antende 8,500 civarı algılaycı tüy ve 500bin algılayıcı hücre tespit edilmiştir. Petek hücreleri kalınlıklarıda bu tüylerle ölçülerek en uygun şartlarda yapılır. Üretilen peteklerin duvar kalınlığı tam tamına 0, 07 mm. dir. İmalatta uygulanana tolerans 0,002 mm. dir. Dolayısıyla yapılan iş yüksek teknoloji ürünüdür. Peteklerin hücre hacimleri sabittir. Her hücre 0,283 gr. bal alır. 9,9 kg bal depo edebilmek için 35bin adet hücre üretmek gerekmektedir. Bunun da ne kadar meşakkatli bir iş olduğu ortadadır. Bir cetvel, gönye, açı ölçer olmadan bir altıgen prizmanın iki boyutlu resmini hatasız çizmek mümkün değilken, bu prizmanın kendisini hem de üç boyutlu olarak herhangi bir alet kullanmadan hatasız imal eden arılar herhalde çok yüksek teknolojilere sahip mühendisler olsa gerek.

Yapılan hesaplamalara göre altıgen hücre diğer geometrik şekilli hücrelere nazaran en ekonomik olandır. Aynı derinlik ve hacimdeki diğer şekillerdeki hücrelere göre altıgen hücrelerin kenarları daha kısadır. Dolayısıyla imalatlarında daha az malzeme kullanılır ve daha az zaman harcanır. Balmumu üretiminin zorluğu dikkate alınırsa arıların bu işi bilinçli yaptığı ortadadır. Bütün bu ince hesapları, yüksek teknoloji uygulamasını, beyin hacmi 0,74 milimetreküp olan, 7bin dolayında sinir hücresi bulunan, 80-110 mg ağırlığındaki bir uçan böcek yapıyor. Üstelik bütün bunları 6 haftalık ömürlerine sığdırıyorlar. Ayrıca bütün bu işlerin yanında insanlığın bugüne kadar kuramadığı bir yana, hayal dahi edemediği sosyal adalete ve toplumun bekasına dayalı bir düzeni kurmuş ve milyonlarca yıldır sürdürüyor olmalarıdır.

Geçen makalemde üstün vasıflı, sosyal yönden çok gelişmiş olan kör böcekleri anlatmıştım. Bu seferde sağır böcekleri anlatmaya çalıştım. Eğer bu ara başka bir sosyal topal böceğe rastlamaz isem gelecek yazımda, yine başka bir harika sosyal böcek olan karıncaları ve yer kalırsa elektronik dahisi ve teknoloji uzmanı sivrisinekleri anlatmaya çalışacağım.

Dünya üzerinde bitki yaşamının var olmasında, dolayısıyla canlı yaşamında devamında çok büyük görevi olan ve bunlar olmazsa, bizimde olamayacağımız şu dünyada kaç insan bu böcekleri tanıyor ve kıymetini biliyor; bunları hunharca yok etme yerine, onları korumaya çalışıyor. Dünyanın her yerinde yakılan ormanlarla, bilinçsizce yapılan ilaçlamalar ve yapılaşmalarla bunları sürekli yok ettiğimizi ve sonunda işin ucunun bize dokunacağını bu insanlık ne zaman anlayacak? Bu çevreye ne zaman sahip çıkacak?

Özellikle sanayi devriminin başlamasıyla son 150 yılda insanlık yaptığı teknolojik gelişmeyle insanların yaşam düzeyini değiştirmiş ve imkanı olanların refahını arttırmış fakat imkanı olmayanlarda bu gelişmeden hiç bir pay alamamıştır. Bu gelişmede ve gelinen noktada kapitalizm komünizmden daha başarılı olmuştur. Bu başarı yakalanırken toplumun refahından ziyade fertlerin ve firmaların gelişmesi ön planda tutulduğu için acımasız bir uygulama yapılmıştır. Dünyamızın ve üzerinde yaşayan insanlığın geleceği hiç kaale alınmadan sadece daha çok nasıl zengin olunur noktasına odaklanılmıştır. Zengin olunurkende bu dünya üzerindeki canlı ve cansız yaşam hunharca yok edilmeye başlanmış ve yok edilmeye devam edilmektedir. İçinde bulunduğumuz şu dönemde dünya üzerinde insan kirlenmiş, atmosfer kirlenmiş, akarsular, göller, denizler ve çevre kirlenmiş. Şimdi de süratle okyanusları kirletiyoruz. İnsanlık adım adım kendi sonunu hazırlıyor. Bütün bunları da dünyada acımasız bir grup ve onların işbirlikçileri yönetiyor.

Kapitalizm geliştikçe, gelişen gruplar ayrışmaya, gittikçe palazlanmaya ve az sayıda bir grup dünyaya hakim olmaya başlamıştır. Ne gariptir ki eğer yakın tarihte ciddi tedbirler alınmaz, fosil yakıtlara dayalı enerji yerine, yenilenebilir yeni enerjilere geçilemezse bu gidişle dünyanın sonunun gelmesine sebep olacak olan fosil yakıt üreticisi petrol şirketleri neredeyse dünyaya hakim olacaktır. Bunlar zenginliklerine zenginlik katmak, güçlerine güç katmak uğruna kendi çocuklarına ve torunlarına dahi acımadan dünyayı kirletmeye devam ediyorlar. Dünyayı yöneten yöneticilerin seçiminde ve oluşturulmasında da bunlar hakim olduğu için, dünyanın ve hepimizin geleceği bu grupların ve onların neredeyse tayin ettirdiği lider ve politikacıların elindedir. Yani kuzu kurda emanet edilmiştir.

Kısa vadede dünyada yaşanan bu duruma çözüm bulmak pek kolay görünmüyor. Çünkü bencil insan gittikçe bencilleşiyor. Sadece kendi yaşamını düşünüyor. Yapılan tespitlere göre insanlık teknolojik gelişmesinin tersine değerler bakımından gittikçe gerilemektedir ve şu anda hayli aşağı noktalardadır. Yani sosyal böceklerin düzeni ile aramız gittikçe açılmaktadır çünkü insan egosu hergün biraz daha güçlenerek öne çıkmaktadır. Bütün dünya kötü yönetilmektedir. Toplumların kaderi, etkin ülkelerde büyük güçlerin tayin ettirdiği ve tümünde de ağzı iyi laf eden liderlerin elindedir. Bunların pek çoğunun öncelikli hedefi iktidarda kalmak ve gelecek dönem tekrar iktidar olabilmektir. Toplumsal proje üretme kapasiteleri ve yetenekleri sınırlıdır. Egoları ön planda olduğu için öncelik kendilerinin iktidarındadır. Dünyayı yöneten bu liderlerle ve mevcut uygulamalarla dünyanın 21. Yüzyılı çıkarmasının çok zor olduğu bilim dünyasında yoğun bir şekilde tartışılmaktadır.

Sosyal böceklere, termitlere, arılara ve karıncalara baktığımızda onların mükemmel sosyal yaşamlarında dizginlerin kraliçelerin elinde olduğunu görüyoruz. Acaba dünya insanlığının düzeninde de, başarısız erkek liderlerin yerine kraliçeler getirilse başarılı olunur mu? Sosyal adalete dayalı bir düzen kurulur mu? Ne dersiniz?

2012-07-10
Bu yazı 2936 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 *