Yaşar Özkan Hakkında

1932 yılında Nevşehir-Avonos’a bağlı Göynük köyünde doğdu.
İlkokulu köyünde tamamladıktan sonra, 1950 yılında Tophane Sanat Okulundan ve 1955 yılında da o zaman ki adıyla “İstanbul Teknik Okulu” şimdiki “Yıldız Teknik Üniversitesi” Makine Mühendisliği bölümünden mezun oldu.


 

3636 defa okundu.

2012 Sendromu

Biz Türkler herhalde genetik yapımızdan kaynaklanan nedenlerle gerek siyasette, gerek ekonomide, gerekse bilimsel çalışmalarda hep bugünü yaşayan bir toplumuz. Kanımca inançlarımızın yaptığı telkinle de tevekkül (kadere boyun eğen) kişileriz. Dünyada olup bitenleri çok gecikmeli yakaladığımız içinde daima treni kaçıran olarak sonradan gelenlerin arasında kalmaktayız.

Halen dünyada 21 Aralık 2012 tarihinde olması muhtemel pek çok astronomik ve sismik olayları bütün dünya bilim adamları tartışırken, dünyanın bir çok bölgelerinde bilimsel test ve araştırmalar yapılırken Türkiye’mizde bu konuda çıt çıkmamaktadır. Olaylarla kısmen ilgilenenlerin çoğu da konuya Maya ve Sümer safsatası mantığı ile yaklaşmakta ve bu konuda tam bir vurdumduymazlık yaşanmaktadır. Tıpkı Pompei’nin son günlerinde olduğu gibi…

Son yıllarda (2001) Burak Eldem “2012 Mardukla Randevu” isimli kitabı yazmakla ve Akşam gazetesinde de zaman zaman yazdığı yazılarla Serdar Turgut bana göre konunun ciddiyetini kavramış kişilerdir. İnternette de özellikle gençler arasında az da olsa bir çalışma grubu vardır.

21 ARALIK 2012 İLE İLGİLİ SÜMER - BABİL VE MAYA KEHANETLERİ

A- Sümer – Babil Kehanetleri

Bilindiği gibi Zecharia Sitchin’in “12. Gezegen” isimli kitabında, Burak Eldem’in 2012 Marduk’la Randevu isimli kitabında ve daha pek çok eserde yazıldığı gibi Sümer ve Babil tabletlerinde güneş sistemimizde halen mevcut olan 9 gezene ilaveten bir 10. gezegen vardır. Sümerler buna Niburu; Babillilerde Marduk demektedirler.

Bu gezegenin güneş çevresindeki yörüngesi uzayın derinliklerinden geçmekte olup, güneş çevresindeki bir turunu 3661 yılda tamamlamaktadır. Sümer ve Babil hesaplarına göre de 21 Aralık 2012 tarihinde tekrar dünyamızın yörüngesine yakın geçecektir. Çok uzaklarda olduğu içinde biz bu gezegeni normal teleskoplarla göremiyoruz.

NASA 2005 yılında resmi adı 2003 UB 313 olan PLANET X isimli dünyaya doğru yaklaşmakta olan bir gök cismi keşfetti. Şimdi bu cisim NASA tarafından ciddi olarak takip edilmektedir. Çok kişiye göre bu 10. gezegendir. (Internetten bilgiler alınabilir)

İddiaya göre bu 10. gezegen kendi yörüngesinde hareket ederken dünyaya olan mesafesine göre, dünyanın manyetik alanını ve atmosferini tahrip ederek, dünyada şiddetli depremler , yanardağ patlamaları ve tufanlar yaratmaktadır. Yani en büyük felaketlerin doğurucusudur. Zecharia Sitchin’e göre bu gezegen dünyadan çok daha büyük, dünyadaki ilk vahşi insan topluluklarını ehlileştiren ve bugünkü yaşamın tohumlarını atan, çok gelişmiş toplumların yaşadığı bir gezegendir. Kimi bilim adamlarına göre de; buz kütlesinden oluşan bir kuyruklu yıldızdır. Hatta bundan önceki 2. geçişinde (takriben M.Ö. 5310) güneşe yaklaştığı için buzların erimesi ile dünya atmosferini suya boğması ile tabir caizse göklerden yere suların akması ve
büyük çekim gücüyle de denizlerin kabarması ile Kuran – Tevrat ve İncil’de bahsedilen Nuh tufanına neden olduğu ihtimalinden bahsedilmektedir.

Dünya yörüngesine yaklaştığı son geçişinde de (M.Ö. 1649) Ege Adalarında büyük yanardağ patlamaları, tsunamiler olduğu ve bunun sonucunda Girit Adasındaki Minos Krallığı’nın yok olduğu, Ortadoğu’nun atmosferinin aylarca kül ve dumanlarla kaplandığı, yaz aylarında kış şartları yaşandığı gibi büyük olaylardan bahsedilir. Hatta atmosferin kükürt sülfürle kaplanması nedeni ile güneş ışınlarının altın sarısı renk aldığı yine Kuran’da bahsedildiği gibi Nil Nehri’nin sularının kan renginde akıyormuş gibi göründüğü söylenir.

B- Maya Kehanetleri

Bilindiği gibi Maya’ların, yıllardır üzerinde çalışılmasına rağmen halen içeriği tamamen anlaşılamamış ve anlaşılmaya çalışılan meşhur bir takvimleri vardır. Bu takvim sadece zamanı kaydeden klasik bir takvim olmayıp, yaşanmış ve yaşanacak olayları da gizemli bir şekilde tespit ve kaydeden belgelerdir. Maya takvimi ve kehanetleri her ne kadar Marduk’dan bahsetmese de, ne gariptir ki 21 Aralık 2012’de başka nedenlerden dolayı dünyada büyük felaketler yaşanacağından ve yeni bir dünya çağının başlayacağından bahseder.

Bu durumda, dünya var olduğundan beri belki de hiç vuku bulmadığı şekilde ikili bir tehdit çaprazı altındadır. 21 Aralık 2012’yi kabus haline getiren nedenlerden birisi de budur.

Maya’lar bizim bugün kullandığımız ondalık sistem yerine yirmilik sistemi kullanmışlar ve bütün kayıtlarını bu sisteme göre yapmışlardır. Mayaların normal takvimi 20 günü olan 13 aydır. Yani normal yılı 13 x 20 = 260 gündür. Ayrıca bir de müphem takvimleri vardır. Buda 20 günü olan 18 ay + 5 ekstra günlüdür. Müphem yılları ise 20 x 18 + 5 = 365 gündür. Bu her iki takvimi de kullanıyorlardı. Mayalar zaman ayrımını da bizden farklı yapıyorlardı.

1 Ay (Uinal) = 20 gün
360 günlü yıl (Tun) = 360 gün (18 ay x 20 gün)
20 yıl (Katun) = 7.200 gün (20 x 360)
400 yıl (Baktun) = 144.000 gün (20 x 7.200)

• Hep 20’nin katları

Mayalar dünya yaşam döngüsünü (zamanını) 5 çağa bölmüşlerdi. Bu çağlara güneş çağları deniyordu. Bu 5 çağın her birinin sonunda güneşte oluşan aktivitelere göre dünyada büyük afetler meydana geliyordu. Her bir çağı 13 Baktun 13 x 144.000 = 1.872.000 gün (5128 yıl) olarak hesaplamışlardı. Buradan yola çıkarak dünyada yaşanan çağların toplamı ise 5 x 5128 yıl = 25.640 yıldır. Yani her 25.640 yılda dünyanın döngüsü (zamanı) sıfırlanmaktadır. Maya takvimine göre her şey yeniden başlamaktadır. Yapılan hesaplamalara göre halen içinde yaşamakta olduğumuz 5. çağda 21 Aralık 2012 de sona ermekte ve dünya zamanı yeniden başlamaktadır.13.0.0.0.0 olarak yeni birinci çağa girilmektedir.

 


BUGÜNÜN BİLİMİ VE TESPİTLERİNE GÖRE

Bilindiği üzere dünya dahil, bütün gezegenler, kendi eksenleri etrafında ve farklı yörüngelerde de güneş etrafında büyük hızlarla dönmektedirler. Güneşte kendi ekseni etrafında dönmektedir. Sanki bir Mevlevi gösterisi gibi. Güneş aynı zamanda tüm gezegenleri ile birlikte saman yolu merkezinde bulunan bir kara deliğin çevresindeki yörüngede 72.000 km/saat hızla dönmektedir. Güneş sistemi bu yörüngedeki bir turunu yaklaşık 225 milyon yılda tamamlamaktadır. Ayrıca güneş sistemi bu dönüşe ilaveten herkül takım yıldızı istikametine doğru Solar Apex denen yörüngede spiral bir dönüşle 72.000 km./saat hızla ilerlemektedir. Bu dönüş esnasında 12 burcu da taramaktadır. Her spiral dönüşü ve tüm burçları taraması 25.640 yıl sürmektedir. Bu rakam Mayaların binlerce yıl önce yaptığı hesaplamalara eşittir. Her 25.640 yılda bir güneş sistemi ve dünya yeni bir dönemi başlatmaktadır. (Şekil – 1)

Ancak evrende sadece güneş sistemi yoktur. 25.640 yıl gibi bir zamanda güneş sistemi, bütün burçlar kuşağını kat etmekte ve bazı farklı enerji alanlarının içinden geçmektedir. Bu enerji alanına Foton kuşağı veya Rusya Ulusal Bilimler Akademisinden Dr. Alexey Dmitriev’in söylediği gibi Yıldızlararası Enerji Bulutu denir.

Foton kuşağı güçlü elektromanyetik radyasyonlara sahip bir uzay boşluğudur. Şu ana kadar yaşadığımız enerji ortamından çok farklıdır. Sıfırdan başlayacak olan güneş sistemi döngüsünün yeni enerjisidir. Yoğun bir foton (ışık parçacıkları) bandı olduğu söylenmektedir.

Bu kuşağın varlığı ilk defa İngiliz Astronomu Sir Edmund Halley (1654-1742) tarafından keşfedildi. Son yıllarda Rus bilim adamları bu enerji kuşağı üzerinde yoğun çalışmalar yaptı ve halen yapmaktadırlar.

Yapılan hesaplamalara göre güneş sistemi 1987’de bu kuşağın içine girdi ve 21 Aralık 2012’de de kör nokta denen (null zone) etki alanına ulaşacak ve 2000 yıl boyunca foton kuşağı içinde yoluna devam edecektir. 2000 yıl sonra foton kuşağından çıkıp 10.800 yılda uzay boşluğunda gittikten sonra tekrar 2000 yıllık foton kuşağında, 10.800 yılda uzay boşluğunda seyahatini sürdürerek 25.640 yıllık döngüsünü tamamlayacaktır. (Şekil – 2)

Yapılan tespitlere göre ,1987 yılından beri güneşte ve dünyada yaşanan bazı aktivitelerin başlamış ve yoğunlaşarak devam etmekte olması, bu foton kuşağı etkisine bağlanmaktadır. Rus Bilim Adamı Dr. Dmitriev, güneşte aktivitelerin artmasının sorumlusunun foton kuşağı olduğunu söylemektedir. Zira foton kuşağı sürekli olarak güneşe enerji yüklemektedir.

Daha foton kuşağına girdikten kısa bir zaman sonra yaşananlar bir yana asıl sorunlar 21 Aralık 2012’den sonra yaşanacaktır. Şekil – 2’de görüldüğü üzere bu tarihte, Samanyolu merkezindeki kara delik (ana enerji merkezi), güneş, dünya, pleiades (boğa burcu) ve Zenit (kutup yıldızı) ani hizaya gelecektir, üstelik yılın en kısa gününde. Bu durum son 70.000 yılda karşılaşılmış bir durum değildir. İşte bütün fırtınalar bu dizilişten çıkmaktadır. Mayalar da bu durumu binlerce yıl evvelden tespit ederek tarihlendirmişler ve tehlikeyi işaret etmişlerdir.

21 Aralık 2012 den sonra olacaklar dünyada bu işle uğraşanları ikiye bölmüştür. Bir bölümü dünyada büyük felaketlere hatta kıyamete sebep olacağını söylemekte; diğer bir bölümü de bazı felaketlerin olacağını, bir çok insanın kaybedileceğini kabul etmekle beraber, dünyada yeni bir aydınlanma çağının başlayacağını ve insanların DNA’larının 2 sarmaldan 12 sarmala çıkacağını ve boyut değiştireceğini söylemektedir. Bugün içinde bulunduğumuz 4. boyut yerine 5. boyuta geçeceğimiz iddia edilmektedir.

Kötümser Düşünenlere Göre;

1987 den beri foton kuşağının güneş üzerindeki etkisi artarak devam etmektedir. 21 Aralık 2012 de maksimum sınıra çıkacak güneş 20 kat daha ısınacaktır. Şu anda bile güneş üzerinde yaşanan aktiviteler dünyamızı büyük oranda etkilemekte ve bunun sonuçları yaşanmaktadır.

Güneşin yüzeyini bozan, dünyadan daha büyük manyetik fırtınalara “Güneş Lekesi” denir. Bu bölgelerde sıcaklık diğer bölgelere göre daha düşük olduğu için dünyadan bakıldığında bu bölgeler koyu görünür. Bu lekeler ortalama 11 yılda bir meydana gelir. Maksimuma çıktıktan sonra minimuma döner. Ancak yapılan ölçümlere göre 2005 den sonra oluşan güneş lekelerinde cüzi bir azalma olsa da normal seyrine dönmemekte, normal üstü aktivitesini sürdürmektedir. Bunun sonucunda da artan alevler dünyaya sürekli radyasyon göndermektedir. Güneş baskı altındadır.

Bu oluşuma bağlı olarak;

  • Dünyada kasırgalar artarak ortalamanın çok üstüne çıktı, % 700 arttı,
  • Depremler daha sık olmaya başladı,
  • Yanardağların aktiviteleri çok hızlandı,
  • Tsunami olayları çoğaldı,
  • Küresel ısınma her gün artmakta. Buna bağlı olarak da Kutuplardaki, Himalayalar’ daki ve Klimanjara’daki buzullar çok hızlı bir şekilde erimektedir.
  • Ortaya çıkan kuraklık ve dengesiz sel baskınlarına bağlı olarak dünyada gıda üretimi düşmektedir. Ciddi sorun olmaya başladı.
  • Mars’ın atmosferi gittikçe yoğunlaşıyor ve Mars’ta daha iyimser bir ortam oluşuyor,
  • Son 76 yılda güneşin toplam manyetik alanı % 230 oranında güçlenmiş bulunuyor.
  • Son zamanlarda gerçekleşen güneş lekesi faaliyetleri bugüne kadar kaydedilmiş güneş lekelerinin hepsinden daha büyük olmaktadır.
  • 1969 da Ay’da hiç atmosfer yokken bugün 6000 km kalınlığında bir atmosfer oluşmaya başladığı söyleniyor.
  • Dünya atmosferinin üst katmanlarında, eskiye nazaran çok fazla HO gazı oluşuyor.
  • Jüpiter, Uranüs ve Neptün atmosferleri büyük değişim geçiriyor, parlaklıkları ve manyetik alanları artıyor.
  • Uranüs ve Neptünün eksenlerinin kaymış olduğu söyleniyor
  • Bütün bu olanlara ilaveten dünyanın manyetik alanı gittikçe küçülüyor ve dengesiz hale geliyor. Son 7 – 8 yıldır bu küçülme iyice artmış bulunuyor.
  • Arılar koloniler halinde yaşar. Koloniden çiçek balı toplamaya giden arılar, korkunç bir elektronik beyne sahiptirler. Yollarını dünyanın manyetik alanına göre hesaplayıp bulurlar. Son birkaç yıldır dünya manyetik alanı zayıflayıp dengesizleşmeye başladığı için arılar kovana (koloniye) dönüş hesabı yapamadıklarından teker teker ölmektedirler. Çünkü arılar koloni dışında tek başına yaşayamamaktadırlar. Son 3 yılda dünyadaki arı nüfusunun % 30’u ölmüş durumdadır. Bu durum ülkemizde de yaşanmaktadır. Arılar olmadan yaşam olmaz çünkü arılar 130.000 ürünün döllenmesini sağlar. Döllenme olmazsa ürün de olmaz.
  • Keza benzer durum balinalar, yunuslar ve bazı göçmen kuşlar içinde söz konusudur. Onlarda da kütle halinde ölümler ve yönlerini bulamadıkları için farklı bölgelere gidişler görülmektedir.
  • Kene gibi bazı haşerelerde hızlı mutasyon yaşanmakta olup, bunlar gittikçe insan yaşamı için tehlikeli olmaya başlıyor.
  • Dünyanın manyetik alanının enerjisi Schumann Rezonansı denen bir ölçü birimiyle ölçülür. Bu ölçüm metodu 1954 yılında Alman Fizikçisi W. O. Schumann tarafından bulunmuştur. Bu metotla dünya ile atmosfer arasında oluşan manyetik dalga bağları ölçülmektedir.
  • Binlerce yıldır bu SR (Schumann Rezonansı) 7,8 iken ve değişmezken 1987 den buyana bu SR değeri yükselmeye başladı. Halen 12.1 olarak ölçülüyor. Dolayısıyla SR değeri yükseldikçe dünyanın dönüş hızı da yavaşlıyor. Eskiden 24 saat gibi yaşanılan bir ortam şimdi 16 saate denk geliyor. Eğer bu SR birimi 13’e ulaşırsa dünyanın dönüşü duruyor. Dünyanın dönüşünün durmasıyla manyetik alan sıfır oluyor. Dünya belli bir süre korumasız hale geliyor. Manyetik alana bağlı olarak zihinler yok oluyor. İnsanın geçmişiyle ilgili her türlü ilişkisi siliniyor. Kutuplar terse dönüyor.
  • Bugünkü Güney Kutup Kuzey oluyor, Kuzey Kutup Güney oluyor. 2 – 3 gün içerisinde dünya tersine dönmeye başlıyor. Yani güneş doğudan değil , batıdan doğmaya başlıyor. Bu durumun geçmişte yaklaşık 11.000 yılda bir gerçekleşmiş olduğu fosillerin incelenmesinden anlaşılmaktadır. Yapılan hesaplamalara göre 2012 yılında bu durum yaşanacaktır deniyor.
  • Dünyada ve diğer gezegenlerde yaşanan bu emareler işin başlangıcı olup, henüz foton kuşağının kenarındaki zayıf enerjinin güneşi tetiklemesi ile yaşananlardır.


Söylenen şu ki;


21 Aralık 2012’ye gelindiğinde, yıldızlar bir hizaya dizildiğinde, foton kuşağından güneş sistemine daha çok enerji akıp, güneş daha çok ısındığında dünyada yaşanacak olan felaketler çok büyük olacaktır. Hele dünya dönüşünün durduğunda, manyetik korumanın ortadan kalktığında dünya, radyasyon ve meteor bombardımanına tutulacaktır. Yanardağ patlamaları, büyük tsunami ve şiddetli depremler yaşanacaktır.

Bütün bu değişimlerin pek çoğu bilimsel olarak tespit edilmiş olup, ciddi olarak fakat çaresiz bir şekilde takip edilmektedir. Dünya bilim adamlarının pek çoğu tedirgindir. Ancak ya bilgisizlikten ya da vurdumduymazlıktan dolayı halklar ve dünyayı yönetenler aynı hassasiyet içinde değildir. Hep bugünü yaşamakta ve yarınla ilgilenmemektedirler.

Bütün bu görüşler, kötümserlerin görüşü ve endişeleridir. Pek çok bilim adamı bu endişelere katılmakta ve halkları aydınlatmak için kitaplar yazmakta, konferanslar tertiplemektedir.

İyimser Düşünenlere Göre;

Bazı kişiler de Mayaların sadece felaket tellallığı yapmadığını, 21 Aralık 2012 den sonra dünyada bir aydınlanma çağının yaşanacağını söylediklerini iddia ediyorlar. Dünyada meydana gelecek çok ciddi felaketlere rağmen, bambaşka bir insan neslinin ortaya çıkacağını, her şeyin bugünkü yaşamdan çok farklı, maddiyattan uzak, sevgiye dayalı, ahlaklı bir toplum oluşacağını söylüyorlar.

Bu grubun ileri sürdüğü görüşlerin hiçbir bilimsel desteği yoktur. Daha ziyade medyum bilgileri ve Maya bilgilerinin metafizik görüşle yorumlanmasıdır. Fazla teorik ve mistiktir. Mantıken kavranması zordur. Daha ziyade inanca dayalı yorumlardır.

Bu kişilere göre 21 Aralık 2012 de foton kuşağının kör noktasına girilmesiyle yaşanacak fiziksel ve ruhsal olaylar şöyle sıralanıyor;

1. gün : 21 Aralık 2012 kör bölgeye (Null zone) girildiğinde tüm canlıların
beden tipleri değişecek. Hiçbir elektrik aygıtı çalışmayacak ve tam
karanlık olacak. Halen mevcut olan enerjiler geçerliliğini yitirecek.

2. gün : Atmosfer basıncı düşecek, herkes kendini şişmiş hissedecek .
Güneşin yeterli ısıyı verememesi nedeniyle, dünya soğuyacak ve
buzul soğuğu yaşanacak. İnsanlar açlık ve susuzluk ihtiyacı
duymayacak.

3 ve 4. gün : Atmosfer şafak vakti gibi alaca karanlık şeklinde aydınlanacak, foton
etkisinin başlamasıyla, foton enerjili aygıtla çalışmaya başlayacak.
Yıldızlar yeniden gökyüzünde görülecek.

5. ve 6. gün : 24 saatlik gündüz devresine girilecek kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına girilecek. Tüm canlılar güçlenip zindeleşecek.

  • Dünya iklimi ısınacak, foton ışınıyla çalışan gemilerle uzayda yolculuk yapılacak. İnsan DNA’ları değişecek. Telepati, telekinezi gibi psişik yetenekler ortaya çıkacak. Süper bilinç gelişecek, insanlar 4. boyuttan 5. boyuta geçecek.
  • İnsanlarla beraber hayvan ve bitki aleminde de farklılaşma olacak, elektrik ve fosil yakıtlara gerek kalmayacak, foton enerjisi kullanılacak.
  • Çok sık depremler olacak ve dünya da kendisini bu ortama hazırlayacak. Ama depremler hafif olacak.
  • DNA’lar 2 sarmaldan 12 sarmala çıkacak. Boyut değişikliği nedeniyle psişik yetenekler artacaktır. İnsanlar daha önce ölmüş yakınları ile temas kurabilecekler.
  • İnsanların bir bölümü, daha farklı boyutlara geçip bir anda yok olacak.
  • Dünyada kalıp 5. boyuta geçen insanlarda her türlü hastalıklardan arındırılacak. İnsan ömrü uzayacak , 700 – 800 yıl yaşanabilecek. İnsanlık tümüyle aydınlanmış olacak.
  • İnsanlar tümüyle telepatik olacağı için herkes birbirinin beynini çok rahatça okuyacak. Bu nedenle kimse başkası hakkında kötü düşünmeyecek, yalan söylemeyecek.
  • İnsanlık 2000 yıl foton kuşağı içinde bu aydınlanmayı yaşayacak, tabir caizse cennet hayatı yaşayacak.

İyimser olanlar da böyle düşünüyor ve bu görüşleri yaygınlaştırmaya çalışıyorlar.


Bütün bu yazılardan sonra yorum okuyucuya aittir. Fakat dünyada çeşitli ülkelerde ciddi araştırma laboratuarlarında yapılan deney ve araştırma sonuçları, uzayda ve atmosferdeki ölçüm ve gözetlemeler gösteriyor ki şu anda dünyamızda ciddi değişiklik ve düzensizlikler yaşanıyor. Bu düzensizliklerde geçmiş yıllarda hiç olmadığı şekilde, her gün dozajını artırarak devam ediyor ve her gün yeni sürprizlerle karşılaşılıyor.

Bugün dünyada daha ziyade küresel ısınma tartışılıyor ve bunun daha ileri boyutlara gitmemesi için bilim adamları dünya çapında tedbirler düşünüyorlar. Ama egoist sanayi toplumları bu tedbirlerin alınmasına bile direniyorlar.

Çünkü bir avuç egemen güçler bu toplumlara hakim oldukları için, bugünkü zenginlik ve refahlarını frenlemek istemiyor, bugünü dolu dolu yaşamak istiyorlar. Çocukları ve torunları için bile fedakarlık yapmaya yanaşmıyorlar.

Siyasetçilerde bu olup bitenlerle ciddi bir şekilde ilgilenmiyorlar. Onların gündemleri o kadar dolu ki, kafalarını kumdan çıkarmaya bile vakit bulamıyorlar.

Halbuki son 7 – 8 seneden beri dünyanın yapısı ve manyetik alanı o kadar hızla değişiyor ve düzensiz hale geliyor ki, bunun doğuracağı ve doğurmaya başladığı tehlikeler göz ardı ediliyor. Küresel ısınmanın sebeplerinden birisinin de bu olduğu pek gündeme getirilmiyor. Manyetik alanın gittikçe zayıflaması sonucu dünya güneşten ve uzaydan gelen tehlikelere karşı gittikçe korumasız kalıyor. Dönüşü yavaşlamış olan dünyanın 4 - sene içerisinde Schumann Rezonansının 13 değerine ulaşması ile dönüşünün durabileceği, buna bağlı olarak da kutuplarının değişeceği ve manyetik alanın sıfırlanacağı tartışılıyor. Geçmişte yaşandığı gibi dünyanın birkaç gün aradan sonra tekrar ters istikamette dönmeye başlayacağı tezleri ileri sürülüyor. Bütün bu karmaşalardan sonra dünya üzerindeki yaşamın başına neler gelebileceği çok ürkütücü korkulara sebep oluyor.

Eğer bütün bu korkulanlar olacaksa insanoğlunun bu olacaklara karşı alacağı bir tedbir yoktur. Ancak insanlar bugünkü bencilliklerinden ve hırslarından kurtulup, çevrelerine ve ilişkide oldukları kişilere karşı daha insancıl ve sevecen olurlar ve her şeyin servet ve güç kazanmak olmadığı gerçeğini kavrarlarsa herhalde yapabileceklerinin en doğrusunu yapmış olurlar

Bekleyip göreceğiz.

2012-07-10
Bu yazı 2613 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 *