Yaşar Özkan Hakkında

1932 yılında Nevşehir-Avonos’a bağlı Göynük köyünde doğdu.
İlkokulu köyünde tamamladıktan sonra, 1950 yılında Tophane Sanat Okulundan ve 1955 yılında da o zaman ki adıyla “İstanbul Teknik Okulu” şimdiki “Yıldız Teknik Üniversitesi” Makine Mühendisliği bölümünden mezun oldu.


ozkan@yasarozkan.com

 

1991 defa okundu.

DÜNYA YAŞAMI NEREYE GİDİYOR?

Şu anda üzerinde yaşadığımız, Dünya denen bu gezegen bilebildiğimiz kadarıyla evrende benzeri çok az olan, belki de olmayan nadide bir yaşam alanıdır. Bugüne kadar bunun aksi keşfedilememiştir.

Yaklaşık 4.5 milyar yıl önce oluşmaya başlamış olan Dünyamız, çeşitli safhalardan geçtikten sonra bir cennet haline gelmiş ve üzerinde milyonlarca çeşitte canlıyı barındırmış ve barındırmaktadır. Bu kadar çeşitteki canlı yaşamın arasına, takriben 7 milyon yıl önce, insanımsı ilk ilkel varlık da eklenmiştir. Bu insan denen varlık da çeşitli tekamüllerden geçtikten sonra takriben 40-50.000 yıl önce, bugünkü bizlerin atası olan Homo Sapiens denen nesli meydana getirmiştir. Halen bu nesil Dünya üzerinde hakimiyetini sürdürmektedir.


Dünya üzerindeki bu çeşitli yaşamın, Dünya’nın kendisine zarar vermeden sürdürülmesi de, Dünya üzerinde kurulan doğal denge ile sağlanmıştır. Zaman zaman Dünya’da yaşanan deprem, volkanik patlamalar ve çeşitli doğal afetler nedeniyle Dünya üzerinde çeşitli iklim değişiklikleri ve bunun sonucu olarak da buzul çağları ve küresel ısınma gibi doğal afetler yaşanmışsa da, Dünya kendi kendini tamir etmiş ve güzel Dünya yaşamı hep sürdürülebilmiştir. Bu durum yakın zamana kadar devam etmiştir. Ta ki insan ırkı geliştikçe, bitmeyen hırsı ve bencilliği de o oranda gelişmiş, aşırı menfaat düşkünlüğü ile insanlar, üzerinde yaşadıkları Dünya’yı tamir edilemeyecek şekilde tahrip etmeye ve nesillerinin de sonunu getirmeye başlamıştır. Şu anda Dünya üzerinde yaşayan insan nesli, bugüne kadar Dünya üzerinde yaşamış olan en zeki, en bencil ve en acımasız ve üzerinde yaşadığı bu güzel gezegeni tahrip eden ve bundan hicap duymayan garip bir nesildir.


DÜNYA YAŞAMI TEHDİT ALTINDA MI?


Şu anda Dünya yaşamını tehdit eden başlıca üç faktör vardır. Bunları sırasıyla açarsak, kontrol edilemeyen nüfus artışı, nüfus artışına bağlı olarak şiddetle artan küresel ısınma ve insanların bilinçsizliği ile oluşan çevre kirliliğidir.


1- NÜFUS ARTIŞI SORUNU


Dünya nüfus hareketlerini ve istatistikleri saniye saniye takip ve kaydeden worldometers (www.worldometers.info) organizasyonunun verdiği bilgilere göre Dünya nüfusundaki değişimleri incelediğimizde karşımıza çıkan tablo özetle şöyledir.

MS 1. yılda Dünya nüfusu 200 milyon olarak tahmin ediliyor. Ondan sonraki yıllardaki nüfus artış tablosu ise aşağıdaki şekilde oluşuyor.

Yıllar

=

MS.1

1000

1500

1650

1750

1804

1850

1900

1930

1950

Dünya Nüfusu Milyar

=

0,200

0,275

0,450

0,500

0,700

1,000

1,200

1,600

2,000

2,550

Yıllar

=

1960

1974

1980

1987

1999

2011

2020

2023

Dünya Nüfusu Milyar

=

3,000

4,000

4,500

 5,000

6,000

7,000

7,800

8,000



Tablonun incelenmesinden görüleceği üzere, Dünya nüfusu 1-1804 yılları arasında 1803 yılda 0,2 milyardan 1 milyara çıkarak 800 milyon artmışken, 1804-2011 yılları arasında 207 yılda 1 milyardan 7 milyara çıkarak 6 milyar artmıştır. Yani 1800’lerde Sanayi Devrimine geçtikten sonra Dünya’da garip bir şeyler olmaya başlamış, korkunç bir doğurganlık artışı ve nüfus patlaması olmuş. Sanayide kömür kullanımına başlanarak, tüm enerji ihtiyacının fosil yakıtlara bağımlı olmasının temeli atılmıştır. İnsanlar maddi yönde geliştikçe, bu gelişmeye paralel olarak Dünya üzerinde üreme oranları da gittikçe büyümüştür. Özellikle 1900 ve 2000 li yıllarda bu nüfus artış hızı o kadar artmışki kontrol edilemez hale gelmiştir. Aşağıdaki grafikte bu durum net bir şekilde gözlemlenebilmektedir.   

 


World Population: Past, Present, and Future


 
Artan nüfus oranında yerleşim alanları çok genişlemiş, genişleyen bu yerleşim alanları (şehirler, kasaba ve köyler) arasında irtibatı sağlayan yol inşaatları, bina inşaatları, hava alanı inşaatları, enerji temini için baraj inşaatları nedeniyle tarım alanları küçülmüş fakat nüfus hep artmaya devam etmiştir. Dünya karasal yüzey alanları sabit olduğuna göre, bu küçülen tarım alanlarından doğal yolla elde edilen besin bitkileri, kullanma ve içme suyu miktarları, hızla artan nüfusun ihtiyacını karşılayamaz hale gelmiştir. Bu nedenle zirai verimliliği artırmak için GDO’lu tohumlar ve aşırı oranlarda kullanılan hormonlu bitkiler ve zirai mücadele ilaçları nedeni ile insanlar, sağlıklarını bozan yiyecekleri yemek zorunda bırakılmışlardır.


Aşırı kullanılan zirai mücadele ilaçlarının, bitkilerin bünyesine nüfus etmeleri nedeni ile yediğimiz pek çok şey, çeşitli hastalıklara sebep olmaya başlamıştır. Aşırı ve çoğunlukla bilinçsizce kullanılan zirai mücadele ilaçlarının, bitkiler tarafından emilenin dışında, toprağa karışan bu zehirli ilaçlar yağmur ve kar suları vasıtasıyla yeraltı sularına, göl ve nehir sularına karışarak bu suları kirletmekte olduğundan, insanlar suların gittikçe kıtlaşmasının yanında, bir de kirli ve tehlikeli suları içmek zorunluluğu ile karşı karşıya gelmektedirler. Ayrıca bu sularda yaşayan balıklar ve diğer canlılar da, kitleler halinde ölmektedirler.


Nüfus arttıkça, artan nüfusa göre her yıl enerji ihtiyacı artmakta, artan enerji ihtiyacını karşılamak üzere her yıl daha fazla fosil yakıt kullanılmaktadır. Artan nüfusun et, süt ve süt mamulleri ihtiyacını karşılamak için canlı hayvan sayısı gittikçe artarak, sürekli çoğalmaktadır. Dozajı artarak kullanılan fosil yakıtlar ve kara, hava araçlarından çıkan egzoz gazları nedeniyle her yıl atmosfere salınan CO2 (Karbondioksit) gaz miktarı ve çoğalan hayvan ve insan dışkılarından çıkan metan gazları ile bu canlıların nefes alış verişlerinden çıkan CO2 gaz salınımları da, her yıl durdurulamayacak şekilde artarak küresel ısınmayı ve iklim değişikliğini körüklemektedir. Yani bugün Dünya’da yaşanmaya başlanmış ve her yıl şiddeti artarak devam edecek olan küresel ısınmanın ve iklim değişikliğinin başlıca sebebi durdurulamayan nüfus artışı ve bu nüfus artışının  yanında insanların, geleceği düşünmeden, sadece daha müreffeh yaşama uğruna atmosferi kirleten ve ilerde Dünya yaşamını yok etme potansiyeli yüksek olan, yatırımlara artan bir hızla devam etmesidir.


Çok belirgin olan ve bilim insanlarının çoğunluğu tarafından da sürekli rapor edilen, bütün bu olumsuzlukları önleyecek veya asgari kabul edilebilir bir seviyede tutacak, tedbirleri ivedi alacak uluslararası bir uzlaşma ortada yok. Yapılan cılız anlaşmaları da uygulayan devlet yönetimleri sayıca çok az. Yani dünya yönetimleri ve insanlar halen bu işin ciddiyetini anlamış değil. Ateşe benzin dökmeye devam ediyorlar.


Dünyanın bugün en büyük dramlarından birisi, dünya devletlerini yöneten kişilerin pek çoğunun, siyaset bataklığında yetişmiş, ağzı kalabalık, yalan dolanla büyümüş ve o kültürde yetişmiş, bilimden anlamayan, bilime değer vermeyen, çoğunlukla birilerinin piyonu olan, cahil kişiler olmasıdır. Bugün dünya’da doğal afetler sorunu yaşanıyor ve gelecekte de yoğun bir şekilde yaşanacak! Hiçbir devletin yönetiminde bir doğa bilimcisi olmadığı gibi, bu doğa bilimcilerini dinleyen, onlara ve onların fikirlerine değer veren kimse de yok. Bugün Dünya gözü dönmüş, benim dediğim şey en doğrusudur diyen, maalesef çoğu cahil kişiler tarafından yönetiliyor. Bunun için de Dünya’yı ve Dünya yaşamını girdiği bu tehlike girdabından kurtarma ümidi gittikçe zayıflıyor.


Bütün bu olayları kavrayamayan, daha doğrusu kavrayabilecek bilgiye sahip olmayan, %90’ı cahil, seçmen potansiyeli ve kendilerini çok ucuza satan, sözde aydın geçinen yarı cahil kişiler çoğunlukta oldukça insanoğlu Dünya yaşamını kendi iradesiyle ve eylemleri ile yok edecektir bu kaçınılmaz görünüyor.


Göstergeler şunu gösteriyor ki, bugün dünyaya bir şekil verip, onu yönetmeye kalkan gizemli güçler artan nüfus oranını kontrol edemedikleri için, Dünya nüfusu çok büyük kütleler halinde yok edilmeden, isteklerine kavuşamayacaklarını anlamış bulunuyorlar. Büyük çapta yok oluşun en kısa yoldan hayata geçirilmesi de ancak, küresel ısınma gibi doğal afetlerin gerçekleşmesiyle mümkün olur. Bu nedenle ki, dünyayı geri planda yönettiği iddia edilen ve belgelerle ispat edilmeye çalışılan illuminati gibi güçler ve bunların seçtirip devlet yönetimlerinin başına getirdikleri, Trump gibi piyonlar bu küresel ısınmayı desteklemektedirler. Nihayet Trump Amerika’yı küresel ısınmayla ilgili her türlü organizasyondan çektiğini ve küresel ısınmanın yalan olduğunu bütün dünyaya ilan etmiştir.


İlluminati ve onun seçtirdiği Trump gibi yöneticilerin, Dünya nüfusunu 500 milyona düşürüp tek devlet şeklinde yönetmeye çalıştıkları uluslararası medyada ve bilim alanında hep söylenmektedir. Buna inanmamakta mümkün değildir. Zira küresel ısınmanın ileri saflarında eriyen buzul alanlarda ve kutuplarda ortaya çıkacak yaşanabilir iklim ortamında 500 milyon insan pekala yaşayabilir ve disiplinli bir dünya devleti kurulabilir. Belki de bu konuda dünya yöneticilerinin ağa babaları ile anlaşmışlardır. Bu 500 milyon sıradan kişiler değil, muhtemelen seçilmişler olacaktır.


Birçok ülke insanının tedbir almış olmasına rağmen, halen Dünya nüfusu yılda ortalama %1,10 yani 2018 nüfusuna göre 82.557.224 kişi artmaktadır. Bu yıllık artışı, Dünya’nın şer güçleri, bölgesel savaşlar ve iç harpler çıkararak, kargaşa yaratarak önleyemezler. Nükleer güç kullansalar, bundan kendileri de zarar görürler. Onlarca en ehven yol küresel ısınmayı destekleyerek o yolla planlarını uygulayabilmektir. Bu söylediklerim bir komplo teorisi olmayıp, dünyada birçok aklı başında insanın fikir birliği ile ifade ettiği ve benimde bu fikre katıldığım görüşümdür.

1955 – 2018 yılları arasında, 63 yılda yani bir nesil dolmadan Dünya’daki nüfus hareketi tablosuna göre 63 yıllık nüfus artışı 4.860,576,790 kişi olmuş ve 2,753 kat artmıştır.


World Population (2018 and historical)

View the complete population historical table

Year
(July 1)

Population

Yearly % 
Change

Yearly
Change

Median 
Age

Fertility 
Rate

Density 
(P/Km²)

Urban
Pop %

Urban Population

2018

7,632,819,325

1.09 %

82,557,224

29.9

2.51

51

54.9 %

4,186,975,665

2017

7,550,262,101

1.12 %

83,297,821

29.9

2.51

51

54.4 %

4,110,778,369

2016

7,466,964,280

1.14 %

83,955,460

29.9

2.51

50

54.0 %

4,034,193,153

2015

7,383,008,820

1.19 %

84,967,932

30

2.52

50

53.6 %

3,957,285,013

2010

6,958,169,159

1.24 %

83,201,955

29

2.57

47

51.3 %

3,571,272,167

2005

6,542,159,383

1.26 %

79,430,479

27

2.63

44

48.9 %

3,199,013,076

2000

6,145,006,989

1.33 %

78,706,515

26

2.75

41

46.5 %

2,856,131,072

1995

5,751,474,416

1.53 %

84,106,191

25

3.02

39

44.7 %

2,568,062,984

1990

5,330,943,460

1.81 %

91,432,333

24

3.44

36

42.9 %

2,285,030,904

1985

4,873,781,796

1.80 %

83,074,052

23

3.60

33

41.1 %

2,003,049,795

1980

4,458,411,534

1.79 %

75,864,867

23

3.87

30

39.2 %

1,749,539,272

1975

4,079,087,198

1.97 %

75,701,910

22

4.46

27

37.6 %

1,534,721,238

1970

3,700,577,650

2.07 %

72,196,992

22

4.92

25

36.5 %

1,350,280,789

1965

3,339,592,688

1.94 %

61,276,032

23

4.96

22

N.A.

N.A.

1960

3,033,212,527

1.82 %

52,193,998

23

4.89

20

33.6 %

1,019,494,911

1955

2,772,242,535

1.80 %

47,193,563

23

4.96

19

N.A.

N.A.


Source: Worldometers (www.Worldometers.infoElaboration of data by United Nations, Department of Economic and Social Affairs, Population Division. World Population Prospects: The 2017 Revision. (Medium-fertility variant).

2020 – 2050 yılları arasındaki nüfus artış tahmini tablosu, bu tablo bayağı iyimser bir tablodur. Zira 2050’lere doğru yıllık nüfus artışının %0,56 ya çekileceği ön görülmüş, halbuki Dünya’daki artış hızının gelişimi hiç de öyle görünmüyor. Bu tabloya göre 31 sene sonra Dünya nüfusu 7,800 milyar olacaktır.

World Population Forecast (2020-2050)
View population projections for all years (up to 2100)

Year
(July 1)

Population

Yearly % 
Change

Yearly
Change

Median 
Age

Fertility 
Rate

Density 
(P/Km²)

Urban
Pop %

Urban Population

2020

7,795,482,309

1.09 %

82,494,698

31

2.47

52

55.6 %

4,338,014,924

2025

8,185,613,757

0.98 %

78,026,290

32

2.43

55

57.5 %

4,705,773,576

2030

8,551,198,644

0.88 %

73,116,977

33

2.39

57

59.2 %

5,058,158,460

2035

8,892,701,940

0.79 %

68,300,659

34

2.35

60

60.7 %

5,394,234,712

2040

9,210,337,004

0.70 %

63,527,013

35

2.31

62

62.1 %

5,715,413,029

2045

9,504,209,572

0.63 %

58,774,514

35

2.27

64

63.5 %

6,030,924,065

2050

9,771,822,753

0.56 %

53,522,636

36

2.24

66

64.9 %

6,338,611,492


Source: Worldometers (www.Worldometers.info)
Elaboration of data by United Nations, Department of Economic and Social Affairs, Population Division. World Population Prospects: The 2017 Revision. (Medium-fertility variant).

Bu tablolardan görüleceği üzere önlenemeyen, Dünya nüfus artışı ile başa çıkmak pek kolay görünmüyor. Dünya kaynaklarının sınırlı olması nedeni ile ilerde bu insanları ya sentetik besinlerle besleyecekler, ya da büyük güçler, küresel ısınma gibi felaketle yok olmalarını destekleyecekler. Bu yüzden söylenenleri ciddiye almak için pek çok neden var. Dünyada insani değerler diye bir şey kalmadığı için yaşanacakların hepsi mümkün olabilir. Gerçi şu anda Dünya üzerinde yaşayan insanların pek çoğu insani değerlerini yitirdiği, ahlaki değerlerden yoksun olduğu için, üzerinde yaşadıkları Dünya’da, çevrelerine de zarar vermekten çekinmiyor, hatta bunu neredeyse zevkle yapıyorlar. Bu tip insanlar yok olmayı hakkediyorlar. Ancak kurunun yanında yaşlarında yanması kaçınılmaz bir gerçek.


Şimdi de Dünya Nüfus Artışı Önlenemezse İlerde Neler? Olabileceğine Bir Göz Atalım.

⦁    Dünya şehir nüfusları bugüne göre 7-8 misli artacak.
⦁    Artan bu nüfusun konut ihtiyacını karşılamak için her boş alana mesken inşaatı yapılacak, bu da tarım alanlarının iyice küçülmesine sebep olacak.
⦁    Boş alanlara inşaat yapmakla sorun çözülemeyeceği için, mesken ihtiyacını karşılamak için devasa yükseklikte gökdelenler inşa edilmek zorunda kalınacak.
⦁    Bu aşırı yapılaşma büyük alt yapı sorunları doğuracak.
⦁    Bu yapılaşma da yetmeyeceği için, evsiz kişiler kalacak yer bulmak için sahipli ve sahipsiz her yeri işgal etmeye başlayacak, bunun sonucunda da toplumlar arasında büyük kargaşa ve çatışmalar çıkacak.
⦁    Dünya su kaynakları ve şehirlerin çevresindeki temiz su rezervleri tüm nüfusun ihtiyacını karşılayamayacağı için büyük sıkıntılar ve kargaşalar yaşanacaktır.
⦁    Büyüyen ve devasa yükseklikteki binalarla dolacak olan şehirlerin alt yapıları yetersiz kalacak, kanalizasyonlara verecek su bulunamayacağı için şehirlerde hijyenik yaşam imkanı kalmayacak, salgın hastalıklar kol gezecek.
⦁    Tarım alanları, aşırı yapılanmalar nedeni ile iyice küçüleceği için, tarım yapabilmek için ormanlar kesilerek yeni tarım alanları açılmaya çalışılacak, keza yeni mesken alanları için de ormanlar kesilmek zorunda kalınacaktır.
⦁    Ormanların yok edilmesi sonucu Dünya’nın eko sistemi bozulacak, yaşam için zorunlu olan oksijen kaynağı azalacak, atmosfere salınan CO2 emisyonu aşırı artacak ve küresel ısınma daha da şiddetlenecektir.
⦁    Küçülen tarım alanları ve aşırı artan insan nüfusu nedeniyle, ne kadar çaba gösterilirse gösterilsin, ne kadar kimyasal katkılar kullanılırsa kullanılsın Dünya tahıl üretimi tüm nüfusu besleyecek düzeyde olamayacağı için, toplumlarda açlık ve buna bağlı kargaşalar başlayacaktır.
⦁    Amerika dahil, hiçbir ülke tarımsal üretimde kendi kendine yeterli olamayacak ve bu yüzden Dünya’da hiper enflasyon dönemleri yaşanacaktır.
⦁    Karada yiyecek bulamayan insanlar, denizlere hücum edecek ve kısa zamanda deniz canlıları da yok olacaktır. İnsanlar geliştirdikleri yüksek teknolojik araçlarla okyanusların derinliklerindeki canlıları bile yok edeceklerdir.
⦁    Artan nüfusa göre, artan araç sayıları nedeni ile de bir yerden diğer bir yere gıda ve insan taşıyacak araçlara ve ağır vasıtalara mevcut yollar yetmeyecek, ekonomik sıkıntılar nedeni ile yeni yol ve köprüler yapılamayacak ve hasar görenler tamir edilip, yenilenemeyeceği için taşımacılıkta büyük kaos yaşanacaktır.
⦁    Toplu taşıt araçları ihtiyaçları karşılayamayacağı ve herkesin özel aracı olmayacağı ve araçlara konacak yakıt bulunamayacağı için pek çok insan, uzak mesafelere dahi yürüyerek gitmek zorunda kalacaktır.
⦁    100 katlı, 200 katlı gökdelenlerde yaşayanlar ve yaşamak zorunda kalanlar, başta olmak üzere, altyapı yetersizliği ve yenilerinin yapılamaması nedeni ile şehirlerde yaşayanlara yeterli ve düzenli su ve elektrik verilemeyecek, buralarda yaşayanlar sefaletle boğuşacaktır. Özellikle çok yüksek binalarda yaşayanlar daha büyük acılar çekecektir.
⦁    Hızla büyüyen şehirlerin, kanalizasyon şebekeleri de büyümeye paralel olarak ıslah edilemeyeceği ve yenileri yapılamayacağı için, özellikle yağışlı günlerde taşacak, sokakları ve evleri kirli kanalizasyon suları basacak ve salgın hastalıklara sebep olacaktır.
⦁    Keza şehirlerde yeterli belediye hizmetleri verilemeyeceği için, sokaklarda çöp dağları oluşacak. Oluşan çöp dağları ve taşan kanalizasyonlar nedeni ile her yeri fareler işgal edecektir. Fareler ve kirlilik nedeni ile veba ve benzeri hastalık salgınları olacaktır.
⦁    Aşırı yükseklik ve yoğunlukta inşa edilen milyonlarca ton ağırlığındaki binalar depremleri tetikleyecektir.
⦁    Aşırı derecede artan nüfus nedeniyle boş alanlarda yaşayanlara ilâveten, ailelerce kullanılmakta olan evler işgal edilecek, bu duruma direnmek kolay olmayacak. Bir dairede bir aile değil, birkaç aile birlikte yaşamak zorunda kalacaktır. Nitekim bu tip yaşamı yakın zamanda Rusya’da Komünist yönetim döneminde ve eski Berlin’de gördük.
⦁    Artan bina inşaatları nedeniyle, inşaat malzeme üretimleri yeterli olmayacak. Ormanlar sadece yerleşim alanı ve tarım alanı açmak için değil, kereste ihtiyacı içinde kesilmeye devam edilecek.
⦁    Yeraltı suları ve nehirlerle, göller büyük oranda kurumuş olduğu için özellikle şehirlerde su kullanımı vesikaya bağlanacaktır.
⦁    Su kaynaklarının kuruyup azalması sonucu tarımda susuz kalacak, bunun yerine suya bağlı olmadan yetişebilen bitki türleri geliştirmeye çalışılacaktır.
⦁    Artan nüfusun, yapılan inşaatların, büyüyen endüstri tesislerinin ve büyüyen şehirlerin elektrik ihtiyaçları had safhalara ulaşacağı için, bu ihtiyacı karşılamak için yeni kurulacak enerji santrallerinde tüketilecek büyük miktarlardaki fosil yakıtlar, atmosfere büyük oranlarda CO2 salacağı için, küresel ısınma çok daha şiddetlenerek artacaktır. Zira yenilenebilir enerji üretimi ihtiyacı karşılayamayacaktır.
⦁    Elektrik üretimi yetersizliği nedeniyle, elektrik belli zamanlarda verilebilecek ve uzun süre şehirler elektriksiz kalabilecektir. Çoğunluğu gökdelen binalarda yaşayan şehirli halkların asansörleri çalışmayacağı, suları akmayacağı için bunlar çok acılı günler yaşayacaklar, sefalete mahkum olacaklardır.
⦁    Elektrik tasarrufu nedeni ile geceleri elektrikler kesileceği için her yer zifiri karanlık içinde kalacaktır.
⦁    Susuzluktan tarım alanları kurduğu, çevre kirliliğinden ve aşırı avlanmadan balık nesli de tükendiği ve kurulan suni balık çiftlikleri de ihtiyacı karşılayamadığı için, Dünya’da açlık ve susuzluk had safhaya çıkacak, bunun sonucunda dünya çapında göçler başlayacak. Bu göçler esnasında anarşi ve kanlı olaylar başlayacaktır. Zamanımızda Avrupa’ya yapılan ve durdurulamayan göçmen akınları bu hareketin öncüleridir.
⦁    Göç eden insanlar sınırlı miktarda var olan su kaynaklarına yönelecek ve göçler esnasında milyonlarca insan ölecektir.
⦁    Göçler nedeni ile boşalan şehirlerde evler boş kalacak ve insansız şehirler ortaya çıkacaktır.
⦁    Göçler, gıda ve su savaşları, anarşik olaylar nedeniyle Dünya nüfusunun büyük bir kısmı yok olacaktır.
⦁    Dünya nüfusu iyice azaldıktan yüzlerce sene sonra, Dünya kendini toparlamaya başlayacak, yeraltında birikmeye başlayan sular ve nehirler ihtiyacı karşılar hale gelecek. Yok olan ormanlar, bitki örtüleri yeşermeye başlayacak, denizler kendini toparlayacak, deniz canlıları ve balıklar üremeye başlayacak ve Dünya’da yeni bir düzen ve yeni bir yaşam başlayacaktır.
⦁    Dünya’da bir canlı organizmalar yumağı olarak, kendini zora sokan, hasta eden ve yüzeyini işgal etmiş olan, insan denen bu muhteris ve bencil, asalak yaratıkları üzerinden temizleyerek kendini tamir ederek doğal dengesini kuracaktır.
⦁    Nüfus artışıyla beraber, belli bir trendde kesintisiz bir şekilde şiddetini artırarak büyüyen küresel ısınmanın da desteğiyle, bu yok oluş süresi kısalacaktır. Küresel ısınmanın bu yok oluşa etkisi dikkate alınmasa bile, nüfus artışının durdurulamaması halinde, tek başına bile bu nüfus artışı yok oluşu sağlayacaktır. Bütün bu belaların ana nedeni nüfus artışının durdurulamamış olması ve buna bağlı olarak da, Dünya doğal dengesinin ve atmosferinin bozulmuş olmasıdır. Dünya’da yaşanacak bu felâketler ve felaket sonrası Dünya yaşamının alacağı şekil, Maya Takvimi’nde çeşitli efsanelerde, medyumlar vasıtasıyla verilen mesajlarda ve dini kitaplarda farklı anlatımlarla dile getirilmektedir. Anlatımlar farklı olsa da, kesin olan bir şey varsa, o da insan yaşamının çok büyük oranda yok olacağıdır.
⦁    Gidişata bakılırsa Dünya nüfus artışının ve nüfus artışı ile bağlantılı olan küresel ısınma ve çevre kirliliğinin, Dünya yaşamını etkilediği ve bu etkileşimin kütlesel yok oluşlara neden olacağı açıkça görülüyor. Sanki efsanelerde ve dini kaynaklarda anlatılanlarla, yaşanan gerçekler uyum içerisinde gerçekleşiyor.

Bu olayların gerçekleşmesinin çok uzun zaman almayacağı, önümüzdeki 1-2 asır içerisinde bu gerçeklerle yüzleşileceği beklenilmelidir.

2- KÜRESEL ISINMA SORUNU

Daha önceki makalelerde küresel ısınmadan ve doğuracağı sonuçlardan uzun uzadıya bahsettiğimiz için, burada küresel ısınmanın yaratacağı etki ve zararlardan ziyade, Dünya’da halen küresel ısınmanın nasıl algılandığı ve bunu durdurmak için yapılması gerekenlerin yapılıp yapılmadığı üzerinde duracağız.

Ama bunu yapmadan evvel, küresel ısınmanın basitçe bir tarifini yapıp, doğuracağı sonuçları özetleyelim.

Küresel Isınma Nedir?

Dünya atmosferinin doğal yapısının, atmosfere salınan CO2 (Karbondioksit), metan gazlarının ve su buharının etkisiyle bozulması sonucu, Dünya’ya gelen güneş ışınlarının, Dünya tarafından bir kısmının emilerek, geri kalan kısmının tekrar uzaya geri yansıtılamayıp, bir kısmının atmosferde hapsolunarak, Dünya atmosferinin ve karasal bölgeleri ile denizlerinin ısınarak, iklim değişikliklerine ve Dünya buzullarının eriyip, deniz seviyelerinin yükselmesine, dolayısı ile Dünya’da felaketlerin yaşanmasına sebep olmasıdır.

Atmosferin yapısını bozan temel gazlar CO2 gazıdır. Her ne kadar metan gazının küresel ısınmayı etkilemesi CO2 gazından 21 defa daha fazla ise de, metan gazının atmosfer içerisindeki miktarının çok küçük olması nedeniyle asıl suçlu olan CO2 gazıdır.

 CO2 gazı, Dünya var olduğundan beri atmosferimizin içerisinde var olmuştur. Doğal yollardan, yanardağ patlamalarından, canlıların nefes alış, verişlerinden, denizlerden ve çeşitli doğal kaynaklardan hep atmosfere CO2 gazı emisyonu (salınımı) olmuştur. Ancak bu hep bir denge içerisinde kalmıştır.

1800’lü yıllara gelindiğinde, Dünya’da Sanayi Devrimi başlatıldığında, enerji üretiminde, makinaların çalıştırılmasında, ısınmada, başlıca fosil yakıt olan kömür kullanılmaya başlandığından itibaren, atmosfere doğal kaynaklara ilâveten insan eliyle de CO2 gazı salınımı (emisyonu) başlamıştır. Sanayi büyüyüp geliştikçe, makinalar, motorlu araçlar, uçaklar, gemiler çoğaldıkça, enerji ihtiyacı sürekli artan bir trendle büyüdükçe, kömüre ilâveten diğer fosil yakıtlar, petrol , gaz kullanmaya başlanmış ve Dünya’nın enerji ihtiyacının karşılanması tümüyle fosil yakıtlara bağımlı hale getirilmiştir. Fosil yakıtların yoğun kullanımı sonucu her yıl atmosfere, insan eliyle milyarlarca ton CO2 gazı salınmaya başlanmıştır. Halen bu salınım her yıl artan bir yüzdeyle devam etmektedir.

Atmosferdeki CO2 (karbondioksit) gazı oranı PPM ölçü birimiyle ifade edilmektedir. PPM ‘in açılımı ise (PPM = Parts Per Million) milyonda bir demektir.
Yani 400 ppm dediğimizde, 1 milyon birim atmosfer içerisinde 400 birim CO2 var manasındadır. Bu birim m³, ton, kg v.s olabilir. Genelde atmosfere salınan yıllık CO2 miktarı ton birimiyle ifade edilir.

CO2 gazının atmosferdeki miktarına bağlı olarak atmosfer ve karasal (okyanus) sıcakları da değişir. Bu sıcaklık değişiminin atmosferdeki, artışı 6 C° ye  kadar sınıflandırılmıştır.


1    CO2 emisyonu 350ppm değerindeyse atmosfer 1C° daha fazla ısınır.            
2    CO2 emisyonu 400ppm değerindeyse atmosfer 2C° daha fazla ısınır.            
3    CO2 emisyonu 450ppm değerindeyse atmosfer 3C° daha fazla ısınır.            
4    CO2 emisyonu 500ppm değerindeyse atmosfer 4C° daha fazla ısınır.            
5    CO2 emisyonu 650ppm değerindeyse atmosfer 5C° daha fazla ısınır.            
6    CO2 emisyonu 800ppm değerindeyse atmosfer 6C° daha fazla ısınır.            

                      
⦁    18 Eylül 2018 günü itibari ile, atmosferde ölçülen CO2 değeri 405,83 ppm dir. Yani şu anda atmosferimiz 2 C° den daha fazla ısınmış bulunmaktadır. 2 C° ısınma karşılığında Dünya’da yaşanması gereken iklim değişikliklerini ve bu değişikliğin sonuçlarını birebir yaşamaktayız.

⦁    3 C°ye ulaşıldığında (450 ppm’de) 2C° de yaşadığımız, iklim düzensizliğinin verdiği zararları daha da ağırlaşarak yaşayacağız.

Amazon ormanlarının bir kısmının yok olması ile eko sistem bozulacaktır. Dünya’da oksijen üretimi düşecek, buzulların erimesi hızlanacak, su kaynaklarının azalması nedeni ile, büyük kuraklık ve susuzluk yaşanacaktır. Denizlerde oluşan siklonlar artacak sahil kentleri büyük zararlar görecektir. Deniz seviyelerinin yükselmesi hızlanarak devam edeceği için, sahil kentlerinde su yükselmesine karşı kıyı tahkim inşaatları yapılmak zorunda kalınacaktır. Birçok şehirden de içlere doğru göç başlayacaktır. Tropikal bölgelerde tarım çökecek, açlık ve susuzluk nedeni ile milyonlarca insan göç edecek; göçler, açlık ve su nedeniyle harpler çıkacaktır. James Hansen gibi uzmanların tespitine göre deniz seviyeleri 2100 yılına kadar 4,6 m den daha fazla yükselecektir.(“Yerküre Sulara Gömülürken” adlı kitaptan) küresel ısınma bir daha durdurulamaz hale gelecektir.

⦁    4 C° e ulaşıldığında (500 ppm’de) 3 C° de yaşanacak olaylar, daha ağırlaşarak devam edecek, buzullar erimeye, deniz seviyeleri yükselmeye devam edecektir. Deniz kenarındaki birçok yerleşim yeri terkedilmek zorunda kalacaktır. Buzulların çözülmesiyle donmuş topraklardan yoğun bir şekilde CO2 ve metan gazı atmosfere giderek küresel ısınmayı hızlandıracaktır.  Binlerce yıldır buz altında hapsolmuş olan mikroplar açığa çıkarak, salgın hastalıklara sebep olacaktır. Dünya hayatı yaşanamaz hale gelecektir.

⦁    5 C°’ye ulaşıldığında (650 ppm’de) denizlerin yükselip sahil şeritleri su altında kaldıktan, eko sistemin alt üst olup, ormanlar yok olduktan, deniz suları da içerilere kadar ilerledikten sonra Dünya tanınmaz bir hale gelecektir. Kara ve deniz canlılarının pek çoğu yok olacak, hayatta kalabilen çok az sayıdaki insan ise yaşam mücadelesi verecek. Buzulların eridiği kutup bölgelerine, Sibirya ve Kanada’nın buzullarının çözüldüğü yaşanabilir bölgelere ulaşmaya çalışacaktır. Dünya yaşamı bir cehenneme dönüşecektir.

Eğer, halen atmosfere salınan CO2 emisyonunun yıllık artış oranı olan 2,11 ppm durdurulamaz veya aşağı çekilemez ise bu koşullar gelecek 120-150 yıl içerisinde gerçekleşebilecektir.

⦁    6 C°’ye ulaşıldığında (800 ppm) ve sonrasında neler olacağı hakkında bir tahminde bulunmak mümkün görülmemekle beraber, Dünya buzullarının çok büyük bir bölümünün eriyeceği ve deniz seviyelerinin aşırı yükselip, sahil yerleşim alanlarının sular altında kalacağı kesindir. Dünya buzullarının tümüyle erimesi halinde deniz seviyeleri 70 m yükselecektir. Ancak bunun ne zamana kadar gerçekleşeceği hakkında bir ittifak yoktur. Ama bilinen bir şey varsa Dünya buzullarının erime hızı her yıl artarak devam etmektedir. Bu konuyu daha yakından incelemek üzere NASA uzaya çok yakında ikinci ve çok gelişmiş bir uydu daha göndermiştir.   

CO2 Emisyonunun Artış Trendi



1860 yılına kadar hemen hemen yatay bir seviyede seyreden CO2 emisyonu, hiçbir zaman 300 ppm üzerine çıkmadan 800.000 yıla yakın bir süre küçük zikzaklarla devam edegelmiştir. Kutuplardaki kalın buz tabakalarından alınan karotlar üzerinde yapılan incelemelere göre, 1750 den itibaren hafif bir yükselişe geçen CO2 emisyonu, bu tarihten itibaren hep yükselerek günümüze gelinmiştir.1950 yılında 300 ppm civarında olan CO2 emisyonu artış eğrisi bu tarihten itibaren dikleşmeye başlamış ve hep yükselerek ve her yıl artarak bugünkü (18 Eylül 2018) 405,83 ppm değerine ulaşmıştır.
 

1958 Son 60 yıldır CO² emisyonu kesintisiz artmıştır.



10 ar yıllık dönemlerde, yıllık ortalama  CO2 emisyon artış değerleri ise aşağıdaki gibi olmuştur.

1958  - 1964 yılları arasında 0,73 ppm / yıl
1965  - 1974 yılları arasında 1,06 ppm / yıl
1975  - 1984 yılları arasında 1,44 ppm / yıl
1985  - 1994 yılları arasında 1,42 ppm / yıl
1995  - 2004 yılları arasında 1,87 ppm / yıl
2005  - 2014 yılları arasında 2,11 ppm / yıl

Keza her yıl atmosfere salınan CO2 miktarı ağırlık olarak da hep artarak devam etmiştir. 2017 yılı CO2 emisyon değeri, bugüne kadar olan tüm rekorları kırarak, bir önceki yıla göre %2 artarak 45 GT/yıl (milyar ton / yıl) olmuştur.

Yukarıdaki tablo ve değerler şunu gösteriyor, yıllardan beri yapılan birçok uluslararası toplantılarda yapılan anlaşmalarda, BM kararlarında açıkça belirtilen küresel ısınmayı durdurma kararları gerçekçi ve samimi anlaşmalar ve kararlar değildir. İlk ciddi uluslararası küresel ısınmayı önleme toplantısı 1977 yılında Kyoto’da yapıldı. Bu toplantıda imzalanan anlaşma hükümleri de 2005 yılında yürürlüğe girecek ve hükümleri ülkeler için bağlayıcı olacaktı. Bu anlaşma ile CO2 emisyonu ülkeler bazında belirli miktarları aşmayacak ve küresel ısınma değeri de, 2 C°’nin altında tutulacaktı. Yani ülkeler o anlaşmadan sonra atmosfere mevcut salınımlarına ilâve CO2 emisyonu yapmayacaklar ve aşırı emisyon yapan ülkelerde, belli zaman içerisinde CO2 emisyonlarını azaltacaklardı.

1977 tarihinde ölçülen CO2 emisyon değeri 332,56 ppm idi. O günden bugüne geçen 41 sene içerisinde, değil CO2 emisyonunu düşürmek, her yıl düzenli artışlarla CO2 emisyonu Ağustos 2018 itibari ile 406,99ppm oldu. Yani 41 yılda atmosferdeki CO2 emisyon değerini 74,43 ppm daha arttırdı. Dolayısı ile atmosferi 1,49 C° daha fazla ısıttık.

Kyoto’dan sonra yapılan Doha, Paris v.s diğer benzer toplantılarda yapıldı ama hiçbirisinde müspet bir sonuç alınmadı. Görüldüğü üzere halen her yıl atmosferdeki CO2 emisyon değerini 2,11 ppm / yıl olarak artırmaya devam ediyoruz.

Aşağıda vereceğim bilgilerden de anlaşılacağı üzere ilerde CO2 emisyonunun azaltılacağı beyanları büyük bir yalandan başkası değildir. Bu yalanlarla milletleri ve insanları oyalıyorlar. Kendi refahlarından en ufak bir taviz vermeye niyetli değiller. Dünyanın ve ülkelerin nüfus artışı bu ülke yönetimlerini bunaltıyor. Bilerek veya bilmeyerek illuminati denen gizemli örgütlerin ve onların kararlarının uygulayıcısı olan Amerika’nın oyununa geliyorlar, yaptıkları uygulama ve aldıkları CO2 emisyonunu artırıcı yatırım kararlarıyla da, küresel ısınmayı durdurma bir yana, teşvik eder duruma düşürüyorlar. Ucuz politik vaatlerle halkları uyutuyorlar. Bu konularda her türlü bilgi fakiri olan halkları uyarmak yerine, uyutmayı tercih ediyorlar. Aydın diye geçinen bir çok okumuş insanımız dahi, küresel ısınma konusuna girmiyor. Girenler bile şöyle ucundan, kenarından konuya dokunuyor. Geleceği çok yakın olan çok büyük felaketi irdelemeye yanaşmıyor. Üniversitelerimiz ise her konuda olduğu gibi bu konuda da bir kelime etmiyor. Onlar korku girdabına yakalanmışlar, değil fikir beyan etmek, nefes almaya bile korkuyorlar. Fikir beyan etmek isteyenler de zaten siyasetçilerin hışmına uğruyor. Böylece insanlar, sesini çıkarmadan, boynu kıldan ince olarak, en geç iki nesil sonra, büyük felakete maruz kalacak olan torunlarının başına gelecekten habersiz mutlu ve mesut yaşamlarını sürdürüyorlar. Sadece siyasi, ekonomik ve sağlık sorunlarına odaklanıyorlar. Dünya yaşamı hep böyle sonsuza kadar sürecek zannediyorlar.

Çoğu hizmet değil de, para kazanmak ve siyasi güç elde etmek için kurulmuş TV’ler ise bu konularda, uzman kişilerle program yaparak, toplumu uyarmak yerine, pek de halk tarafından takip edilmeyen, çoğunlukla aynı kişilerle ucuz siyasi tartışma, evlenme ve eğlence programları yapmayı tercih ediyorlar. Çünkü o programları yapanlarda bu konuların cahilleri olduğu için, konunun ciddiyetini algılayamıyorlar. Dünya yaşamı güle oynaya yok oluşa doğru koşar adımla giderken, onlar günlerini gün etmeye bakıyorlar.

Dünya’da Küresel Isınmayı Destekleyici Yatırımlar

a.- Enerji Yatırımları


Dünya elektrik üretiminin %38’i kömürden, %23’ü gazdan, %10’u nükleerden, %4 sıvı yakıttan ve %25’i hidrolik ve yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilmektedir. (Global enerji ve CO2 status report 2017) yani elektrik üretmek için kullandığımız fosil yakıtlar, tüm enerji üretiminin %65’ni oluşturmaktadır. Her ne kadar son yıllarda yenilenebilir enerji yatırımları artmış olsa bile, bu artışlar ancak her yıl ihtiyaç duyulan enerji artışını bile karşılayamamaktadır. Bu durumda fosil yakıtlara bağımlılıktan kurtulmak söz konusu değildir.

Dünya nüfusu sürekli artmakta, ülkeler daha hızlı gelişmek, daha çok refaha kavuşmak için endüstrilerini geliştirmektedir. Ülkeler arasında büyük bir kalkınma yarışı hüküm sürmektedir. Bütün gelişmeler, her yıl elektrik üretiminin artarak devamını zorunlu kılmaktadır. Yapılan planlamalara göre 2040 yılına kadar enerji yatırımların da %40, bir artış olacağı ön görülmektedir. Bu planlamaya göre fosil yakıt kullanımı 0,40x0,65= 0,26 daha artacaktır. Bunun anlamı önümüzdeki 22 yıl içerisinde CO2 emisyonunun azaltılması bir yana %26 daha artmış olacaktır.

b.- Egzoz Gazının CO2 Emisyonuna Etkisi

Son yıllarda motor üretimlerinde özgül konsimasyon (tüketim), yani Beygir x Saat başına tüketilen yakıt miktarları düşürülerek, motor başına ortaya çıkan CO2 emisyonu azaltılmıştır. Ancak buna paralel olarak da hava, kara ve deniz taşıma araçlarının üretiminde çok büyük artışlar olmuştur. Bu üretim fazlalığı nedeni ile atmosfere fazladan salınan CO2 emisyonu miktarı, teknolojik üretimle kazanılandan çok daha fazla olmuş, olmaktadır.

Atmosfere salınan CO2 emisyonun %25’i, elektrik üretiminden, %24’ü orman ve tarımsal faaliyetlerden, %6 binalardan, %21 endüstriden, %14’ü kara, hava ve deniz taşımacılığından, %10’u da, diğer enerjilerden gelmektedir.

Egzoz gazlarından çıkan CO2 emisyonu atmosfere salınan toplam CO2 emisyonunun %14’üne denk gelmektedir. Dolayısı ile egzozlardan çıkan gazlar, yılda atmosfere 45 milyar ton x 0,14= 6,3 milyar x ton CO2 emisyonu yapmaktadır. Bu tespit 2017 sonu rakamlarına göredir. Halbuki dünyada uçak, gemi ve kara motorlu araç üretimi sayıları her yıl artarak devam etmektedir. Devletlerin bu konularda CO2 emisyonu tasarrufu sağlamak için üretimi kısmayı düşünmedikleri gibi her yıl artan oranlarda üretim artış programları yapıyorlar. Asıl üretici ülkelere ilaveten bu kervana gelişmekte olan ülkelerde katılıyorlar.

b.1- Uçaklar

Dünya’da küçük özel uçaklar hariç, hava yollarına ait sivil ve ordulara ait askeri uçaklar dahil toplam uçak sayısı = 39.000 adet (2017 sonu itibari ile )



2017 itibari ile sivil uçaklarla 1 yılda taşınan yolcu sayısı 4,1 milyar 2005 ile 2017 arasında yolcu sayısı artışı 4.100.000.000 – 2.139.000.000= 1.961.000.000 artış oranı %91,7

Geleceğe dönük plânlamaya göre 2036 yılında taşınması öngörülen yolcu sayısı 7,8 milyar olarak hesaplanmaktadır. 2017 ile 2036 yılı arasında yolcu sayısındaki artış 7.800.000.000 – 4.100.000.000=3.700.000.000 olacaktır. Gelecek 19 yılda yolcu taşıma artış oranı %90 olmaktadır. Tabi bu yolcu artışlarını karşılayabilmek için uçak üretimleri de aynı oranda artacaktır.

IATA 2018 iklim değişikliği raporuna göre,2017 yılında, sivil hava taşımacılığında salınan CO2 emisyonu, 2017 yılındaki toplam 45 milyar ton CO2 emisyon değerinin %2’sine eşdeğer, 45.000.000.000x0,02=900.000.000 ton/yıl dır. 2017 yılında taşınan yolcu sayısı 4.100.000.000 olduğuna göre, yolcu başına salınan CO2 emisyon değeri 900.000.000 ton/yıl / 4.100.000.000=0,22 ton/yolcu x yıl dır.

2036 yılında hedeflenen yolcu sayısı 7.800.000.000 olduğuna göre, 2036 yılında sivil uçakların atmosfere salacağı CO2 emisyon değeri ise 7.800.000.000x0,22=1.716.000.000 ton ederse de, raporda bu değer 2,6 milyarxton/yıl olarak hesaplanmıştır. Yani gelecek 19 yılda uçaklardan atmosfere salınacak CO2 emisyon miktarı 2,9 kat artacaktır. Uçak üretiminde de, CO2 emisyonunu azaltıcı bir tedbir olmadığı gibi tam tersi gelecek 19 yılda, Dünya’da uçak sayısını 63220 adete çıkarmayı plânlamış bulunuyorlar. Böylece uçaklardan dolayı gelecek 19 yılda CO2 emisyonu bu güne göre 2,9 katı daha artmış olacaktır.

b.2- Motorlu Kara Taşıma Araçları

Üretimi gerçekleşen ve gelecekteki üretimi plânlanan Dünya otomobil ve kamyon üretiminin yıllar itibari ile sayısı,

2015 yılına gelindiğinde üretilmiş olan otomobil = 1,1 milyar  adet
2015 yılına gelindiğinde üretilmiş olan kamyon  =   377 milyon adet
                                               2015 YEKÜNÜ = 1.444 milyar adet 
 
2025 yılına gelindiğinde üretilecek olan otomobil = 1,5  milyar adet
2025 yılına gelindiğinde üretilecek olan kamyon =   507 milyon adet
                                                2025 YEKÜNÜ = 2.007 milyar adet 

2040 yılına gelindiğinde üretilecek olan otomobil = 2 milyar adet   
2040 yılına gelindiğinde üretilecek olan kamyon =  790 milyon adet
                                                2040 YEKÜNÜ =  2.790 milyar adet

Yukarıdaki tablodan da görüldüğü üzere 2015 yılı ile 2040 yılı arasında, 25 yıllık sürede motorlu kara araçları üretiminde %93 artış olacaktır. Dünya motorlu kara araçlarının takriben %75 otomobil, %25’i kamyon ve diğer araçlar olmaktadır.

Otomobillerde yılda otomobil başına salınan, ortalama  CO2 emisyon miktarı 4,6 ton/yıl x otomobildir. Elimizde kamyon ve pic-up lar için somut bir delil olmadığından bunların yıllık CO2 emisyonunu da otomobillerle eşit miktarda olduğunu varsayarsak; 2015 yılında Dünya’daki motorlu kara araçlarının yıllık CO2 emisyonu: 1.444.000.000x4,6 ton/otomobil = 6,6424 milyar ton iken,

2040 yılına geldiğimizde = 2.790.000.000x4,6 ton/otomobil = 12,834 milyar tona çıkacaktır.

Böylece 25 yıl sonra motorlu kara araçlarının atmosfere saldığı CO2 emisyonu 12,834 – 6,6424 = 6,1916 milyar ton, diğer bir deyişle %93,2 daha fazla artacaktır.

Demiryolu ve deniz yolu araçlarında da tablo benzer şekildedir.

Dünya’da insan nüfusu yılda ortalama %1,1 artmaktadır. Bu nüfus artışı ve diğer canlı artışları nedeniyle de, her yıl insanların ve diğer canlıların nefes alıp vermelerinden dolayı da, bir CO2 emisyon artışı olmaktadır.

Yukarıdan beri verilen bilgiler tümüyle, resmi kuruluşların yıllık raporlarından alınmış olup, hepsi de belli bir kaynağa sahiptir. Bütün bu bilgilerin ışığı altında küresel ısınma olayına baktığımızda şu tabloyu görürüz.

⦁    Dünya egemen güçleri nüfus artışını durduramadıkları için, hem artan nüfustan, hem de nüfus artışına bağlı olarak yapılan yatırımlardan kaynaklanan CO2 emisyon artışını önleyememişler ve önleyememektedirler.

⦁    Küresel ısınmayı önleyici tedbirlerin alınması için ilk uluslararası ittifak 1977 de 41 yıl önce Kyoto’da da sağlanmış olmasına rağmen, ne gariptir ki, o yıldan beri CO2 emisyon artışı kesintisiz olarak sürmüş ve anlaşmanın hiçbir hükmü hayata geçirilememiştir.

⦁    Dünya yöneticilerinin, özellikle güçlü ülke liderlerinin bir çoğu küresel ısınmaya inanmamış ve alınması gereken tedbirleri samimi olarak desteklememişlerdir.

⦁    Dünyayı yönetenler, tam tersi siyasi ihtirasları ve siyasette sürekli kalma arzuları nedeni ile sürekli vatandaşlarına refah vadetmiş ve bu refahı sağlayacak, fakat CO2 misyonunu artıracak yatırımları hep teşvik etmiş ve hayata geçirmişlerdir. Geçirmeye de devam etmektedirler.   

⦁    Ülkemizde olduğu gibi, diğer bazı ülkelerde de ülkeyi yönetenler, nüfus artışını önlemek yerine, tam tersi nüfus artışını teşvik eder politikalar uygulamışlar ve uygulamaktadırlar.

⦁    Halen enerji ihtiyacımızın çok büyük bir bölümünü fosil yakıtlardan karşılamaktayız. Bunun yerine konmak istenen yenilenebilir enerji yatırımları gerektiği kadar desteklenmemiştir. Realize edilen güneş ve rüzgar enerji kapasiteleri, değil fosil yakıtların yerini almak, her yıl artan enerji ihtiyacını bile karşılayamamaktadır.

⦁    Fosil yakıtların yerini alacak, yeni bir enerji kaynağı keşfedilememiştir.

⦁    Tesla’nın zamanında denenmiş, başarı şansı görülmüş, atmosfer boşluğundan enerji elde etme çalışmaları o zamanın finansörleri ve yatırımcıları tarafından engellendikten sonra bir daha o konuda insanların bildiği belirgin bir çalışma yapılmamıştır. Yapılmışsa bile bu insanlardan saklanmıştır.

⦁    Yaklaşık 60 yıldır CO2 emisyonu duraksız yükselmesine rağmen, halen bu yükselmeyi durduracak gözle görülür ciddi bir tedbir yoktur. Alındığı veya alınmakta olduğu söylenen tedbirlerde göz boyamadan başka bir şey değil.

⦁    Bu konuda, canla başla çalışan bilim adamları maalesef azınlıkta, pek çok sözde bilim adamı petrol şirketlerinin ve havayı kirletici üreticilerin piyonu gibi çalışmakta, mesleklerine, ülkelerine ve insani değerlere ihanet etmektedirler.

⦁    Ülkeleri yöneten siyasetçilerin gündeminde küresel ısınma diye bir şey yok. Onlar sadece koltuklarını korumak için gereken faaliyetleri yürütüyorlar, insanları oyalamakla meşguller. Onların uzağı görecek halleri yok, burunlarının ucunu dahi göremiyorlar, hep iktidar olsunlar yeter.

⦁    Başta Amerika yöneticileri olmak üzere, küresel ısınmayı kontrol altına alma gücüne sahip bir çok ülkenin de pasif davranması, bu kişiler tarafından küresel ısınmanın durdurulması yerine teşvik edildiği kanaatini doğuruyor.

⦁    Mars’ta koloni kurarak, evrende Dünya benzeri başka gezegenler bulup oralara insan göndererek, insan ırkının devamını korumak gibi çalışmalar ne kadar gerçekçi, ne kadar ayağı yere basan projeler. Bunlar sanki insanları oyalamak ve dikkatleri başka yere çekmek için uygulanan projeler gibi geliyor.

⦁    Dünya’da gizemli bazı gruplar ve yöneticiler oyunu çok büyük oynuyorlar. Artık kontrol edilemez hale gelmiş Dünya nüfusunun büyük bir kısmını küresel ısınma gibi çok büyük doğal afetlere yok ettirip, geride kalacak çok az insanla, eriyen buzullardan sonra ortaya çıkacak yaşanabilir alanlarda güçlü bir dünya devleti kurarak insanlığın tekrar dünyada yeşermesini hayal ediyor olabilirler. 60 senedir küresel ısınmayı geriletmek bir yana, durdurmayı bile beceremeyen bu yönetimler hakkında başka nasıl iyi şeyler düşünülebilir.

⦁    Sadece dünyayı yönetenler değil, halklarda küresel ısınma konusuna karşı duyarsızlar. Şuracıkta 1-2 asır içerisinde, Dünya yaşamının çok büyük bir kısmı ve insanların kendi ailelerinin doğacak olanları yok olmayla karşı karşıya iken, insanlar kendi refahlarının peşinde koşuyor, çevreyi korumuyorlar. 2-3 nesil içerisinde kendi aile fertlerinin yok olup, yok olmaması umurlarında değil. Ya bu gerçeği algılayamıyorlar, yahut da ben kendi yaşamıma bakarım, benden sonrası ne olursa olur düşüncesiyle tüm insani duygularını yitirmiş bulunuyorlar. 

Yaşar Özkan
Eylül 2018
 

2018-09-25
Bu yazı 231 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 *