Yaşar Özkan Hakkında

1932 yılında Nevşehir-Avonos’a bağlı Göynük köyünde doğdu.
İlkokulu köyünde tamamladıktan sonra, 1950 yılında Tophane Sanat Okulundan ve 1955 yılında da o zaman ki adıyla “İstanbul Teknik Okulu” şimdiki “Yıldız Teknik Üniversitesi” Makine Mühendisliği bölümünden mezun oldu.


 

3636 defa okundu.

Gittikçe Kötüleşen Küresel Isınma Ve Güney Afrika`da Tertiplenen BM İklim Konferansı Sonuçları

Bilindiği üzere 28 Kasım - 9 Aralık 2011 tarihleri arasında Güney Afrika'nın Durban şehrinde 194 ülkenin katılımı ile çok kapsamlı ve çok tartışmalı, BM iklim konferansı yapıldı. Bütün Dünyanın gözü bu konferansa çevrilmişti. Zira herkes bu konferansta, insanlık ve Dünya yaşamı için çok tehlikeli olmaya başlayan küresel ısınmaya mutlaka kalıcı bir çözüm bulunacağı beklentisi içine girmişti. Her ne kadar bu konuya Türkiye kamuoyu, medyası ve Türkiye'yi yönetenler fazla duyarlı olmasa da, bütün Dünya büyük bir ilgiyle bu konferanstan çıkacak sonuca kilitlenmişti. Ancak bu konferanstan da bundan önceki konferanslarda olduğu gibi herkesi tatmin eden bir sonuç çıkmadı.

Bazı kesimler alınan kararları önceki konferanslara göre daha başarılı buldularsa da, özellikle iklimciler alınan kararları çok karamsar bir şekilde yorumladılar ve hiçte tatmin olmadılar.

Neydi alınan kararın özeti?

2015 yılına kadar ülkeler arasında müzakereler devam edecek, 2020'den itibaren de bazı yaptırımlar dâhil ülkelerin, atmosferi kirleten ve küresel ısınmaya neden olan karbondioksit (CO2) emisyonunu(salınımını) kontrol edecek tedbirler yürürlüğe girecek ve böylece küresel ısınma iki derece (2Cº) civarında sabit tutulmaya çalışılacaktır. Ancak iklimcilerin beyanına göre, alınan kararlar hem çok cılız, hem de inandırıcı değildir. Zaten 2020 yılına gelindiğinde küresel ısınma trendi o kadar artacak ki artık alınacak kararlar çok gecikmiş ve uygulanamaz hale gelecektir.Yani iş işten geçmiş olacaktır. Şimdi bu konuyu yeniden gözden geçirip, küresel ısınma konusunu bir özetleyelim. Dünya'nın nasıl bir tehlike altında olduğuna ve koşarbir adımla nasıl uçuruma gittiğimize bir bakalım.

Sera Etkisi

Bilindiği gibi Güneş'ten gelen ışınlar kısa dalgalı olup, bu ışınların bir kısmı atmosfer gazları ve ozon tabakası tarafından soğrulur (emilir) ve soğrulanışının bir kısmı da atmosferden geri yansıtılır. Diğer büyük bir kısmı da Dünya'mıza ulaşarak emilir ve ısınmasını sağlar. Artan kısmıda Dünya' dan geri yansıtılarak atmosferden geçer ve uzaya gider. Güneş'ten gelen ışınlar kısa dalga olduğu için her koşulda atmosferden geçebilir. Ancak Dünya'dan yansıyan ışınlar uzun dalgalı olduğundan yoğunlaşmış atmosferden geçemez veatmosfer içinde hapsolarak küresel ısınmaya neden olur. Bu olaya sera etkisi denir. Tabi atmosferin normalden fazla ısınması da Dünya'nın karalarında ve denizlerinde ısı artışına ve iklim değişimine neden olur.

Küresel Isınma

Bilindiği gibi, ortalama 10 km kalınlığındaki atmosferimiz (Troposfer) çeşitli gazlardan oluşmuştur. Bunların başlıcaları Azot, Oksijen, Karbondioksit, Metan, Argon, su buharıdır. Atmosferdeki en büyük gaz oranları ise; Azot %78, Oksijen %21 ve diğer asal gazlar (Hidrojen, Helyum, Argon, Kripton, Ksenon, Neon) %1 civarındadır. Karbondioksit ve su buharı oranları ise değişkendir. Karbondioksit (CO2) gazı ise, güneş ışınlarını emme ve saklama özelliğine sahiptir. Bu nedenle atmosferdeki karbondioksit oranı arttıkça sıcaklık artar, azaldıkça sıcaklık düşer.


Sera etkisine, dolayısıyla küresel ısınmaya neden olan en büyük etken atmosferdeki karbondioksit (CO2) ve metan gazı oranlarının artmasıdır. Metan Gazı karbondioksitten (CO2) 20 kat daha fazla küresel ısınmayı tetiklemektedir.

Sanayi devrimine kadar binlerce yıl bu oranlarda ciddi artışlar olmadığı için Dünya ikliminde de bazı doğal olaylar hariç, ciddi bir değişiklik olmamıştı. 1830'lardan sonra Dünya'da Sanayi Devrimi'nin başlaması ve fosil yakıtların kullanılmasıyla atmosfere salınan karbondioksit (CO2) miktarı arttıkça atmosfer sıcaklığı da değişmeye başlamış, özellikle 1950' den sonra sürekli artış göstermiştir.

Atmosferdeki karbondioksit (CO2) oranının ölçümünde ppm katsayısı kullanılmaktadır. ppm ise,milyonda bir demektir. Yani 1 milyon Lt. atmosfer içerisindeki Lt.cinsinden karbondioksit (CO2) miktarıdır.

Uzman kuruluşlara göre, özellikle 1960 yılından itibaren yapılan ölçümlere göre, karbondioksit (CO2) emisyon oranları şöyledir.

Bu grafiğin açılımına göre , karbondioksit(CO2) emisyon oranları değişikliği söyle olmaktadır.



1960'dan öncesi için sağlıklı ölçümler olmadığı için son 50 yılın ölçümleri dikkate alınmıştır. Bu tablodan da görüleceği üzere, 1960'larda karbondioksitin (CO2) yıllık emisyon artışı 0,88 ppm iken, bu artış sürekli artarak 20 - 26 Kasım ölçümlerinde 2,04 ppm / yıl olmuştur.

Dünya'da devletler arasında hızla süren sanayileşme ve enerji kullanımı arttıkça ve buenerjilerin yoğun bir şekilde fosil yakıtlardan elde edilmesine devam edildikçe, yıllık emisyon artışı ppm değerleride bugünkünden daha yüksek değerlere ulaşacaktır.

Şimdi bu değerlerin ne anlama geldiğine bakalım. Daha önceki küresel ısınma sonuçları ile ilgili makalemde belirttiğim gibi karbondioksit (CO2) emisyonun ppm değerlerindeki artışlara göre, atmosferin ne kadar ısınacağı ve bu ısınma değerlerine göre de Dünya' da olabilecek olaylara ve iklim değişikliklerine bir daha göz atarsak;

1) 350 ppm değerinde atmosfer 1 derece daha fazla ısınır.
Bu artış ne gibi iklim değişikliklerine sebep olur?
• Bazı bölgelerde kuraklık başlar.
• Çöllerde şiddetli kum fırtınaları başlar.
• Atlas Okyanus akıntısı Gold Stream yavaşlar ve Kuzey Batı Avrupa'daki sıcaklar artar.
• İngiltere'de iklim soğur ve kışlar sert geçer .
• Afrika' da KilimanjaroDağındaki buzlar erimeye başlar.
• Alaska ve Sibirya' da sıcaklar yükselmeye ve buzlar erimeye başlar.
• Kuzey Kutbu'ndaki buzlar erimeye ve kutup ayılarının ve bazı balıkların sayısı azalmaya başlar.
• Alp Dağları'nda buzlar erimeye başlar.
• Denizlerde mercan yatakları ölmeye başlar. Binlerce çeşit balık nesli yok olur.
• Kara hayvanlarının bir kısmı yok olur.
• Deniz suyu ısındıkça kasırgalar, tayfunlar artar.
Hemen hemen bunların tümü olmuştur ve olmaktadır.

2) 400 ppm değerinde atmosfer iki derece daha fazla ısınır. Bu artışın sonucunda;
• Kara yüzeyleri yazın, etrafındaki okyanuslardan daha fazla ısınacağı için muson yağmuru artışları şiddetlenir.
• Okyanuslara daha çok karbondioksit akışı olacağından, bunun sonucu okyanuslarda asit oranı artar ve deniz canlılarının çoğunun ölümü hızlanır.
• Denizler ve karalar çölleşmeye başlar.
• Avrupa' da sıcaklar artar ve yeşil örtüsü hasar görür.
• Orman yangınları artar ve atmosfere daha fazla CO2 salınır.
• Sıcak günlerin sayısı artarken, aşırı sıcak günler ikiye katlanır.
• Düzensiz yağışlar olur.
• Kutupların erimeye başlaması ile deniz seviyeleri yükselmeye başlar.
• Muson yağmurları çok şiddetlenir. Özellikle Asya ülkelerinde yoğun su baskınları olur.(Tayland ve Hindistan' da olduğu gibi)
• Himalaya ve benzeri dağlardaki buzulların erimesi sonucu bazı nehirler kurur. Büyük su sıkıntısı yaşanır.
• Canlı türlerinin üçte biri yok olur.
Bunların çoğu olmaya başlamıştır. Özellikle Asya' da büyük alanları ve şehirleri sular kaplamaktadır. Son ölçümlere göre takriben 2016'ya kadar atmosfer ısınması 2 dereceye aşacaktır.

3) 450 ppm değerinde atmosfer 3 derece ısınacaktır.Bunun sonucunda;
• Afrika' da , buraların insanlarının dahi dayanamayacağı sıcaklıkartışı nedeniyle şiddetli kuraklık başlar.
• Şiddetli kum fırtınaları sonucunda bitki örtüleri kapanır ve birçok yeşil alan çöle dönüşür.
• Birçok yerleşim alanı kumlar altında kalır.
• El Nino kasırgaları gibi kasırgalar kalıcı hale gelir ve şiddetlenerek devam eder.
• Sera etkisi daha da artacağından, emisyon hızlanacak ve küresel ısınma süreleri kısalacaktır.
• Amazon ormanları yokolacak, Dünya'daki oksijen üretimi çok zayıflayacaktır.
• Avustralya' da büyük kuraklık yaşanacak ve orman yangınları hızla artacak, yangınları dahi söndürmek için su bulunamayacak ve tarım çökecektir.Bunun sonucunda kıtlıklar yaşanacaktır.
• Bugün küresel ısınmaya karşı çıkan ülkeler en fazla zarar gören ülkeler olacaktır. (Türkiye'de dâhil)
• Denizlerde büyük siglonlar oluşacak, sahil şeritleri büyük zarar görecektir.
• Deniz seviyeleri yükselmeye devam edecek ve sahil kentleri su altında kalacaktır.
• Tropikal bölgelerde tarım büyük zarar görecektir.
• Açlık nedeniyle milyonlarca insan göç edecek ve büyük harpler çıkacak, neredeyse insanlar yamyamlaşacaktır.

4) 500 ppm değerinde atmosfer 4 derece ısınacak. Bunun sonucunda;
• Deniz seviye artışları birçok sahil kentini yok edecek ve milyonlarca insan evsiz kalıp göç edecektir.
• Bu göç eden insanlara yerleşim imkanı olmayacaktır.
• Mısır, Bangladeş gibi ülkeler neredeyse yok olacaktır.
• Amerika' da New York, Boston gibi şehirler su altında kalacaktır.
• Dünya' da düşük kotlardaki her yer su altında kalacaktır.
• Sahil şehirlerinden milyonlarca insan yüksek yerlere göç etmeye çalışacak buralarda tamir edilmeyecek kaoslar oluşacaktır.
• Ada ülkelerin tümü en büyük tehlikeleri yaşayacaktır.
• Deniz seviyeleri 50 metreden fazla yükselecektir.
• Dünya' da hiç buz kalmayacaktır.
• Bu kalkınma hızıyla Çin' deki araba sayısı 1 milyara çıkacak ( Dünya'daki bugünkü
araba sayısı 800 milyon)ve bu kalkınma düzeyi ilk önce Çin' in mahvolmasına sebep olacaktır.
• Dünya çapında büyük kuraklık olacak, tarım yok olacak, açlıklar olacaktır.
• Buzlar eridikten sonra Dünya'nın yaşanabilir alanları kutup bölgeleri, Sibirya Alaska gibi bölgeler olacaktır. Çünkü buralarda tarım yapılabilecektir.
• Dünyadaki sıcaklık artışı 14 dereceyi bulacak, Avrupa Kıtası çöl iklimi yaşayacaktır.
• Arktik Denizi bölgelerinden donmuş toprakların çözülmesiyle muazzam karbondioksit (CO2) açığa çıkacağından, atmosfere çok büyük oranda karbondioksit (CO2) gidecektir.
• Ayrıca atmosfere büyük oranda metan gazı gidecektir.
• Küresel ısınma çok daha hızlanacaktır.

5-) 650ppmdeğerinde atmosfer 5 derece ısınacaktır. Bunun sonucunda;
• Dünya tümüyle değişecektir,
• Kutuplarda hiç buz kalmayacaktır,
• Bütün yağmur ormanları yok olacaktır,
• Denizlerin yükselmesiyle bütün sahil şeritleri yok olacaktır,
• İnsanlar kuraklık ve seller nedeniyle iyice daralan sınırlı bölgelerde sıkışıp kalacaktır.
• Dünya sürekli sel felaketleri yaşayacaktır.
• Güçlü devletler Sibirya, Kanada benzeri bölgeleri işgale çalışacaktır.
• Dünya'da küreselleşme olgusu tümüyle yok olacaktır.
• İnsanların birbirine satacak veya takas edecek hiçbir şeyi kalmayacaktır.
• Dünya'da tarım tümüyle duracaktır.
• Gıda ve su bulamayan insanlar, Dünyayı kan gölüne dönüştürecek, yamyamlaşacaktır.
• Dünya nüfusunun büyük bir bölümü yok olacaktır.
• Bütün bu felaketlerden sonra gezegenimiz yeniden dengesini bulmaya çalışacaktır.

6-) 800 ppm değerinde atmosfer 6 derece artacaktır. Bunun sonucunda ;
• 5 derece artışa kadar neredeyse Dünya yaşamı büyük oranda yok olacağından Dünya, Venüs'ü andıracaktır.
• 6 derecede Dünya'da neler olacağı tahmin dahi edilemiyor.
Küresel ısınmanın boyutları ortadayken Dünya'yı yönetenlerin bütün bu olguları görmezden gelerek halen kalkınma teorileri üretmeleri ve bu gidişe dur demeye yanaşmamaları anlaşılacak bir şey değildir.

Bugün insanlık nüfus artışları, giderek zorlaşan geçim sorunları, hızla artan teknolojik üretim çeşitlerine sahip olma çabaları nedeniyle yorgun düşmüş ve geleceği göremez hale gelmiştir. Kötü ve gaddarca yönetilen dünyada zengin ülkeler daha da zenginleşmek, onları takip eden ülkelerde onları yakalamak gayretiyle halen fosil yakıtlara dayalı kalkınma çalışmalarını fütursuzca ve artan bir hızla yürütmektedirler. Bu anlayış süratle Dünya'yı felakete doğru sürüklemektedir. Dünyada sosyal dengeler tümüyle bozulmuş, neredeyse Dünya fakirler ve zenginler diye ikiye bölünmüştür. Aradaki uçurum daraltılacağı yerde gittikçe büyümektedir. Güçlü olanlar sözde demokrasi adına her türlü melaneti fütursuzca yapmakta ve birçok ülke insanına büyük ıstıraplar çektirmektedirler.

Olmayan demokrasiyi kullanarak, kendi menfaatleri ve o ülkelerin zenginliklerine sahip olmak için milyonlarca insanın ölümüne sebep olmakta ve utanmadan bütün bunları o ülkelere demokrasi götürmek için yaptıklarını söylemektedirler. Her ne kadar dünya insanları bu yalanlara inanmıyorsa da onlar bildikleri yolda acımasızca ilerlemektedirler. Bugün bu uygulamaların en belirginlerini Afganistan'da, Irak'ta ve Arap ülkelerinde görmekteyiz. Aradan yıllar geçmesine rağmen bu ülkelerde demokrasinin izlerine dahi rastlamak mümkün görünmüyor. Onlara göre, demokrasi anlayışı sadece o ülkelerde seçim yapılabilmesinden ibaret. Sanki seçimle gelenler demokrasinin bütün kurallarını uyguluyorlar.

Yukarıdaki tablolarda görüldüğü gibi , yıllık karbondioksit (CO2) emisyon oranı her yıl artarak 2011 Kasım ayı itibari ile 2,044 ppm'ye ulaşmıştır. Dünya'daki kalkınma hızı giderek arttığına ve fosil yakıtlara bağımlılık devam ettiğine göre, bu artış önümüzdeki yıllarda muhtemelen daha da büyüyecektir. Biran için bu değerin sabit kalacağını düşünsek bile, en geç 2015 - 2016 yıllarında emisyon hacmi 400 ppm'yi bulacak ve küresel ısınma 2 dereceyi aşacaktır.

Keza 2040 yılına varmadan emisyon hacmi 450 ppm'ye ulaşacak ve küresel ısınmada 3 dereceyi bulacaktır. Ancak Dünya'daki kalkınma trendine bakarsak yıllık emisyon hacimleri kaçınılmaz olarak daha da büyüyeceği için bu süre iyice kısalacaktır. Küresel ısınmanın 1 derece artması Dünya üzerindeki sıcaklık artışının takriben 4 derece artmasına neden olduğuna göre, 2040'lara varmadan Dünya sıcaklığının yaklaşık 12 derece artması ve Dünya'nın bir tarafta kuraklık ve açlık , diğer tarafta sel felaketleriyle boğuşması demektir. Yani bugünün yorgun insanını daha da yorgun günler beklemektedir.

Uzmanlar küresel ısınmanın 3 -3,5 dereceyi bulması halinde, geri dönülmesi mümkün olmayan bir yola girileceğini ve ne yaparsak yapalım bu gidişin durdurulamayacağını söylüyorlar. Durban BM İklim Konferansı gösterdi ki, gönülsüzce alınan ve halen Çin, Hindistan, Brezilya gibi ülkelerin katılmaya niyetli görülmediği 2020 yılında uygulamaya geçileceği belirtilen ancak uygulanabileceği kesin olmayan karar bile bu gidişi durduramayacaktır. Farz edelim 2020'de bu kararlar uygulansa bile, daha 2020 yılında küresel ısınma neredeyse 2,5 dereceye ulaşmış olacaktır. Tedbirler hayata geçirilip karbondioksit (CO2) emisyonu sabit hale getirilip, sonra da aşağıya çekilme sürecine kadar muhtemelen küresel ısınma 3 dereceyi bulacak ve artık geri dönülmez bir noktaya gelinecektir.

Ne gariptir ki, küresel ısınmaya şaşı bakan ülkelerden birisi de Türkiye'dir. German Watch tarafından hazırlanan atmosferi en fazla kirleten ülkeler listesinde Türkiye 61 ülke arasında 58. sırada bulunmaktadır. Türkiye'nin arkasında petrol zengini üç ülke bulunmaktadır. Bunlarda İran, Suudi Arabistan ve Kazakistan'dır. Türkiye'nin fosil yakıt (petrol) ihracatçısı olan bu ülkelerle aynı sırayı paylaşması Türkiye'nin bir iklim politikası olmamasına ve kalkınmasını fosil yakıtlara bağımlı hale getirmiş olmasına bağlanıyor. Nitekim , Durban Konferansı'na bütün ülkeler bu konudaki uzmanlarını göndermiş olmasına rağmen Türkiye Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz'ı gönderdi. Türkiye'nin iklim politikalarını bu konuda uzmanlığı bulunmayan Sayın Cevdet Yılmaz savundu. Konferansı yakından takip edenlerin beyanına göre, Sayın Cevdet Yılmaz Türkiye'nin iklim politikaları yerine, kalkınma politikalarını anlatmış ve konferansta da pek iyi karşılanmamış.

Yapılan tespitlere göre, 1990 -2010 yılları arasında Türkiye'nin karbondioksit (CO2) salınımı %110 artarak atmosferi kirleten ülkeler sınıfında başlarda güreşirken ve Dünya bu konunun üstüne titrerken, Türkiye'nin bu konuda herhangi bir politikasının olmaması Türkiye'ye pek uygun düşmese gerek. Nitekim, bu durum birkaç ay önce Sayın Enerji Bakanının bir toplantıda açıkladığına göre; Türkiye çoğu kömür ve gaza dayalı küresel ısınma düşmanı 47 termik santral inşaatı planlamakla bu konuların ne kadar dışında olduğunu ve ne pahasına olursa olsun kalkınmanın dışında bir iklim planının olmamasının göstergesidir.


Yukarıdaki grafikten de görüldüğü üzere, Dünya ölçeğinde karbondioksit (CO2) emisyonu 1990'dan beri sürekli artmış ve artmaya devam etmektedir. Özellikle son 10 yılda bu artış ivme kazanmıştır. Çünkü sanayileşen ve fosil yakıtlara dayalı enerji yatırımlarını artıran ülke sayısı artmakta ve bunlar yatırımlarına hız kesmeden devam etmektedirler.

Dünya karbondioksit (CO2) emisyonu 1990'da 22,682 milyar ton iken, 2010 yılında bu değer 33,158 milyar tona yükselmiş ve 20 senedeki artış 10,476 milyar ton ve yüzde olarak % 46 olmuştur.

Dünya'dan en çok karbondioksit (CO2) emisyonu yaratan belli başlı sanayi ülkelerindeki durum ise, aşağıdaki tabloda görülmektedir.(Tablo 1) 

 Sıralamada belli başlı ülkeler gösterilmiştir.(Tablo 1)

Bu tabloların incelenmesinden görüleceği üzere, Dünya’yı en çok kirleten belli başlı ülkeler olarak,
bir sınıflama yaparsak 2010 sonu itibariyle bu ülkelerin toplam Dünya ölçeğindeki payları ise(Tablo2)

1- ÇİN : 8333 / 33158 = % 25,13
2- AMERİKA : 6145 / 33158= % 18,5
3- HİNDİSTAN : 1708 / 33158= % 5,15
4- RUSYA : 1700 / 33158= % 5,1
5- JAPONYA : 1308 / 33158= % 3,94
6- ALMANYA : 828 / 33158=% 2,5
7- KANADA : 605 / 33158=%1,8
8- İNGİLTERE : 548 / 33158= %1,65
9- FRANSA : 403 / 33158 = %1,2
10- İTAYA : 439 / 33158 = %1,3
11- İSPANYA : 334 / 33158 = %1
12- GÜNEY KORE : 716 / 33158= %2,16
13- BREZİLYA : 464 / 33158= %1,4
14- TÜRKİYE : 307 / 33158= %0,9

(Tablo2)
Sonuç olarak, küresel ısınmaya sebep olan belli başlı ülkelerin Çin, Amerika, Hindistan, Rusya ve diğer sanayileşmiş ülkeler olduğu açıkça görülmektedir. Bu ülkeler gelişme ve kalkınma hızlarında frene basmadıkça ve fosil yakıtlardan vazgeçmedikçe Dünya felaketten kurtulmayacaktır.

Dünya'daki bu soruna çözüm bulabilmek için gerçek dünya liderlerine ihtiyaç vardır. Yoksa, bugün adına demokrasi dediğimiz göstermelik sistemle seçilmişlerle bu sorunun çözümü çok zor görünüyor. Çünkü sorunun çözülebilmesi için fosil yakıtlarından kurtulup, temiz enerjilerin geliştirilmesi ve enerji tasarrufu sağlayan ileri teknoloji ürünlerinin yaygınlaşması, her şeyden evvel insanların refahının kısılması gerekiyor. Bütün bunları ve diğer bazı acı reçeteleri uygulamak demek, belki de ileride bir daha seçilememek demektir. Seçilmiş kişilerde bu riski göze alamayacağına göre, kalkınma ve gelişmişlik yarışı uğruna çocuklarımızın, torunlarımızın ve Dünyamızın geleceğinin yok olmasına razı oluyorlarmış görüntüsü veriyorlar. Eğer yakın bir gelecekte Dünya yok olacaksa, o geliştirdikleri ülkelerde sözde eserleri ile birlikte yok olacaktır.

Halen fiyatı yüksek diye yenilebilir temiz enerjilere itibar edilmemekte; petrol, gaz ve kömür üretimine hız verilmekte ve durmadan yeni rezervler bulunarak devreye sokulmaktadır. Bu da şunu gösteriyor ki; Dünya'yı yönetenler asla fosil yakıtların kullanılmasından veya sınıflandırılmasından yana değiller.

Bu durum karşısında insan şöyle bir komplo teorisi kurmaktan kendini alamıyor. Bugün herkesin bildiği en azından duyduğu bir gerçek var ki, başta Amerika ve Amerika liderliğinde dünya liderlerinin pek çoğu, çok az sayıdaki dev petrol şirketlerinin direktif ve yönlendirmesi ile görev yapıyorlar ve yaygın bir şekilde söylendiği gibi Dünya'yı bu dev petrol şirketleri yönetiyor. Nitekim küresel ısınma tedbirlerine karşı en şiddetli çıkışı da bu şirketler yapmakta ve kendi uzmanlarına hazırlattıkları düzmece raporlarla başta Amerika olmak üzere Dünya Liderlerini yanıltmayı sürdürmektedirler. Yani sonuna kadar zenginliklerine zenginlik katma savaşından vazgeçememekteler. Anlaşılan o ki, petrol ve gaz rezervlerini sonuna kadar kullanmada kararlılar.

Diğer taraftan, küresel ısınma tedbirlerinin alınmasında ayak sürüyen, neredeyse direnen belli başlı ülkelerin başında Amerika, Çin ve Rusya gelmektedir. Bilindiği üzere bunların Kuzey Kutbu bölgesinde geniş toprakları vardır. Küresel ısınmanın son safhalarında bütün Dünya'da topraklar kullanılamaz hale gelip tarım yok olacağına göre, yaşanılabilir alanlar sadece bu bölgeler olacaktır. Dünya nüfusu 7 milyarı aşmış ve halenartmaya devam etmektedir. Artık süper güçlerde Dünya nüfusunu yönetemez hale gelmiştir. Nüfus artışı diğer baş belalarından biridir. İnsan düşünmeden edemiyor:Acaba bu ülkeler aralarında anlaştı ve petrol şirketleri ile de güç birliği içine girerek Dünya'nın zenginliklerine sahip olmak için petrol tüketimini körükleyerek, Dünya yaşamının tehlikeye girmesini önlemek yerine aksine teşvik mi ediyorlar? Böylece Dünya nüfusunun yarısından fazlası belki de çoğu telef olacağına göre, kendi ülkelerinin seçkin tabakaları ile kuzey bölgelerine yerleşip, yeni mümbit topraklarda, çok daha zengin ve yüksek teknolojiye dayalı bir yaşam mı planlıyorlar? Batmış Dünya'da yeni bir Dünya düzeni kurup çok aza inmiş nüfusuyla Dünya'yı daha kolay ve rahat yönetmeyi mi hayal ediyorlar? Kendi ülkelerinin insanlarının çoğunun yok olması da bu hedeflerinin önünde bir engel teşkil etmez.

Hayal etmek serbest olduğuna ve kanunlar karşısında suç teşkil etmeyeceğine göre işte bu konuları düşündükçe böyle bir hayale ya da kaygıya!kapıldım.

2012-07-10
Bu yazı 10162 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 *