Yaşar Özkan Hakkında

1932 yılında Nevşehir-Avonos’a bağlı Göynük köyünde doğdu.
İlkokulu köyünde tamamladıktan sonra, 1950 yılında Tophane Sanat Okulundan ve 1955 yılında da o zaman ki adıyla “İstanbul Teknik Okulu” şimdiki “Yıldız Teknik Üniversitesi” Makine Mühendisliği bölümünden mezun oldu.


 

3636 defa okundu.

Sivrisinekler

Üç yılı aşkın bir süredir INTES Dergisinde çeşitli konularda makaleler yazmaktayım. İlk makalemi yazarken düşüncem, madde bağımlısı haline gelmiş olan toplumumuza, madde dışında bazı şeylerin var olduğunu göstermek ve bilimin sadece maddeye bağımlı kalmadan, madde dışındaki bazı şeylerin de var olduğunu kabul etmesinin ve inancı reddetmek yerine inanç ile ilimin iş birliği halinde olması gerektiğini ortaya koymaktı.

Bilindiği üzere, bugünkü bilimsel anlayışa göre; boyutları olan, ölçülebilen, tartılabilen, dokunulan, hesaplanabilen, gözlemlenen ve laboratuvarlarda denenebilen şeyler bilimsel, bu kategorinin dışında kalanlar da bilim dışıdır. Bilim adamlarının büyük bir kısmı halen kuantum fiziğini bile bilimin neresine koyacağını tartışmakta ve bazıları kuantum fiziğini bilim anlayışı dışında olduğu için bilim olarak kabul etmemektedirler.

Böyle bir bilim anlayışının içine boyutları olmayan, tartılamayan, dokunulamayan, gözlenemeyen, denenemeyen, matematik olarak hesaplanamayan fakat var olduğunu bildiğimiz soyut nesneleri nasıl yerleştireceğiz. Yerleştiremediğimiz için de en kolayını yapıp bunlar bilim dışıdır, deyip çıkıyoruz. Bir enerji türü olan duygularımız, düşüncelerimiz, hayallerimiz, niyetlerimiz, inançlarımız ve evrende var olduğunu bildiğimiz ve hissettiğimiz pek çok soyut doğa olayları fiiliyatta gerçek olmakla beraber, bilimsel yaklaşıma göre, bunların hepsi bilim dışıdır. Bilim sadece madde üzerinde yoğunlaştığı için, maddesel olarak pek çok gelişme sağlanmış, büyük teknolojiler oluşturulmuş, halen de büyük bir hızla yeni teknolojiler geliştirilmekte, her gün piyasaya binlerce çeşit yeni mallar sürülmekte; uzayda, havada, karada büyük maddesel gelişmeler sağlanmakta; tabir caizse insanlar ve dünya yaşamı tümüyle madde bağımlısı hale gelmiştir. Manevi değerler ve inançlar küçümsenip tümüyle maddeye yönelindiği ve madde üzerinde yoğunlaşıldığı için de tüm dünyada bütün ahlaki değerler yok olmuş, her yeri vahşi kapitalizm neredeyse esir almış ve bugün üzerinde yaşadığımız dünya bir kaosa dönüşmüştür. Ahlaki değerler asgari düzeye inmiştir.

Daha çok maddeye sahip olma hırsına kapılan devletler, firmalar, kişiler başkalarının haklarını ve yaşamlarını kaale almadan dünyayı ve atmosferimizi acımasızca kirleterek küresel ısınmaya ve bunun sonucunda da pek çok felaketlerin yaşanmasına sebep olmuş ve olmaktadırlar. Dünya insanı fütursuzca ve gözü dönmüşçesine maddenin peşine takılmış gitmektedir. Maalesef inançlı kesimin büyük bir kısmı da, gerçek inancı bir kenara bırakarak kendilerine göre bir inanç sistemi kurarak ve dayanışma içinde örgütlenerek onlarda maddeciler kervanına katılmış, dolu dizgin madde peşinde koşmaktadırlar. İşte bu durumdan yola çıkarak ve ilk dört makaleyi yazarak bilimle inancın birlikte olmasının gerekliliğini anlatmaya çalıştım. Niyetim, sadece dört makale yazıp kenara çekilmekti. Bu şansı bana verdikleri için de INTES Yönetimine teşekkür ederim. Ancak bu makaleler yayınlandıktan sonra burada isimlerini zikretmeyeceğim pek çok yakın dostumun, pek çok okurun ve INTES Yönetiminin teşviki ile yazılarımı yazmaya devamla 20. Makaleye geldik. Diğer makalelerde de konular farklı olmakla beraber benzer temalar vurgulanmaya ve üstün yaradılışlar ortaya konmaya çalışılmıştır. Yazdıklarımı pek çok beğenen olduğu gibi beğenmeyen ve tenkit edenlerde olabilir. Bunların hepsine saygım sonsuzdur. Sonuçta bu benim kişisel görüşümün mahsulüdür.

Bir atasözü vardır; “Anlayana sivrisinek sazdır, anlamayana davul zurna azdır” bu atasözünden hareketle bu defa sizlere diğer üstün yaratıklar olan sivrisinekleri tanıtmaya çalışacağım.

SİVRİSİNEKLER

Sivrisinekler; Kuran’da ismi geçen ve yaradılış bakımından üstün niteliklere sahip olan böceklerden biridir. Pek çok türleri olmakla beraber Anofel ve Küleks olarak iki ana gruba ayrılırlar.

Sivrisinek yavrularının büyüyüp, gelişebilmesi için mutlaka suya ve su birikintilerine ihtiyaç vardır. Her türlü suda yaşayıp gelişebilen sivrisinekler durgun suları daha çok tercih ederler. Çünkü bu sular, oksijen bakımından daha çok zengindirler. Sivrisinekler yumurtlamadan önce, yumurtlayacak yerleri keşfe çıkarlar. Yağmur mevsimi başlamadan önce, kurumuş göl yataklarında ve yağmur sonrası su birikintisi oluşacak olan bölgelerde uçarak değil, binlercesi bizzat yürüyerek bu bölgelerde keşif yaparlar. Bu keşif esnasında karınlarının altlarında bulunan hassas bir alıcı sayesinde toprağın nemini, sıcaklığını ve yapısını ölçerler. Ölçüm sonucu yumurtaların gelişimi için uygun şartlara haiz yerlere yumurtalarını bırakırlar.

Sivrisineklerin işitme yetenekleri çok ileri düzeydedir. Erkeklerin kafasında iki tane küçük ve tüylü antenleri vardır. Bu antenler çok sayıda duyu hücrelerinden oluşmuştur. Erkek sivrisinekler bu antenlerle, ses dalgalarının titreşimini alır ve bu sesin neye ait olduğunu ayırt edebilirler. Dişi sivrisineklerin havada uçarken çıkarttıkları kanat çırpıntısının sesini, erkek sinekler bu antenler vasıtası ile alır. Alınan bu sesler, sivrisineğin beynine elektrik sinyalleri olarak gönderilir. Dişiler kanatlarını erkeklerden daha hızlı çırptıklarından, dişinin kanatlarından çıkan titreşimler erkeklerde çiftleşme isteğini arttırır. Erkek sivrisinekler ortam ne kadar gürültülü ve ses kirliliği içinde olursa olsun, dişinin çıkardığı kanat sesini hiç şaşırmadan alır. Dişinin kanat çırpıntı sesini alan erkek sivrisinek, dişiye doğru uçar ve dişi sinekle buluşarak çiftleşmeyi havada gerçekleştirir. Bu çiftleşme nadiren yerde de olabilir. Çiftleşme sonucunda erkek sivrisinek sürüsüne döner ve kısa bir süre sonrada ölür. Bu kanat çırpmaları daima şaşmayan bir frekans düzeyinde yapılır. Ne az, ne fazla. Tabir caiz ise, yüksek bir teknoloji ürünü. Halbuki, sivrisinekler istedikleri zaman kanat çırpmalarını azaltma ve çoğaltma yeteneğine sahiptirler.

Çiftleşme gerçekleştikten sonra dişi sivrisinek, erkeğin spermlerini özel bir kesede muhafaza ederek, haftalar boyu yumurta yumurtlayabilirler. Yumurtalarını da daha önceden tespit ettikleri uygun bulunan yerlere bırakırlar.

Dişi sivrisinekler, çiftleşme anından itibaren kan emmeye başlarlar. Çünkü yumurtaların gelişebilmesi emilen bu yüksek proteinli kana bağlıdır. Bu nedenle, insanlara ve diğer canlılara musallat olanlar bu hamile dişi sineklerdir. Erkek sivri sinekler, yaşamları boyunca hiç kan emmezler. Bitki özlerini yiyerek beslenirler.

SİVRİSİNEKLERİN BEDEN YAPISI

Sivrisineklerin vücudu baş, göğüs ve karın olmak üzere üç kısımdan oluşur.

Baş Kısmı
Sivrisineklerin başının tepesinde iki anten bulunur. Bu antenler çok hassas algılayıcılardır. Erkek sivrisineklerin antenleri, dişilerinkinden çok daha hassastır. Bu antenler sayesinde çiftleşme zamanı geldiğinde dişilerin kanat çırpmasından oluşan sesleri algılayarak, dişilerini havada bulurlar.

Dişi sivrisineklerin antenlerinin arasında, erkelerde bulunmayan bir emme hortumu bulunur. Bu hortumda, çok özel bir kesme ve vakumlama mekanizması vardır. Sivrisinek kurbanını ısırdığında hortum esneyerek kesici mekanizma ortaya çıkar. Bu hortum mekanizması, altı parçadan oluşur. Bunların dört tanesi kesici bıçaklardır. Bu bıçaklarla, insan derisini ve daha sert derileri kolayca kesebilirler. Diğer iki parça ise, içi boş boru gibidir. Bıçakların açtığı yaradan içeri bu hortum girerek kurbanın kanını emer.

Bıçaklardan birisi, kesme esnasında ısırılan yere bir sıvı akıtır. Bu sıvı o bölgedeki dokuları uyuşturur, bir nevi anestezi uygular. Bu nedenle de sivrisinek tarafından ısırılan ve kanı emilen kişi bir şey hissetmez. Ayrıca bu madde kanın pıhtılaşmasını önleyerek sivrisineğin kan emmesini kolaylaştırır. Emme işi bitip, sivrisinek insan vücudundan ayrıldıktan sonra, sıvının anestezi etkisi ortadan kalkınca, ısırılan yerde kaşıntı başlar ve şişme oluşur. Ancak biz o zaman sivrisinek tarafından ısırıldığımızın farkına varırız.

Göğüs Kısmı
Kafanın gerisinde göğüs kısmı bulunur. Bu göğüs kısmında sivrisineğin altı ayağı ve bir çift kanadı bulunur. Sivrisineğin kanatları pullarla kaplıdır ve içlerinden damarlar geçer. Ayrıca kanatlar üzerinde yumrular vardır. Bu yumrular sivrisinek uçarken titreşerek kontrolü sağlar. Sivrisinek uçarken saniyede 500 defa kanat çırpar. Uçuş esnasında çıkardığı yüksek tonlu bu ses büyük çırpıntı esnasında çıkar. Bütün vücudu kıllıdır. Kafa, kanat ve bacaklarında kelebeklerde olduğu gibi pullar vardır.

Karın Kısmı
Sivrisineklerin ortalama ağırlığı 2,5 mg’dır. Bir seferde vücut ağırlıklarından daha fazla, yaklaşık 2,8 mg kan emerler. Kan emme 2,5 dakika sürer. Emilen bu kan emme pompaları vasıtasıyla orta bağırsağa gönderilir. Karın sistemi kanla dolar. Bu kanın sindirimi 3-4 gün sürer. Ondan sonra sivrisinek yeniden kan emmeye başlar.

Sivri sineğin karın bölümü, esnek ve saydam bir zardan oluşur. Kanı emerken bu zar açılarak karın kısmı genişler. Bu nedenle de kanı emerken bu zar açılarak karın kısmı genişler ve sivrisinek dilediği kadar kan emebilir. Sivrisineğin karnının içinde emdiği kan kapasitesini ölçen kapasite kontrol sistemi vardır. Bu gerilim sensörleri sayesinde sivrisinek yeterli miktarda kan emer. Eğer bu sensörler olmasaydı, sivrisinek patlayana kadar kan emebilirdi. Sivrisinekler kuluçka dönemi boyunca yumurtalarını besleyebilmek için zorunlu olarak kan emerler. Kuluçka dönemi bittikten sonra kan emmeyi bırakıp, bitki özleri ile beslenirler.

Sivrisinekler Avını Nasıl Bulurlar

Sivrisinekler avını zifiri karanlıkta dahi bulabilmek için üstün yeteneklerle donatılmıştır. Avlarını ısı, gaz, nem ve çeşitli kimyasalları algılayarak bulurlar. Sivrisineklerin vücudunda çok hassas bir ısı algılayıcısı vardır. Avlarının yaydığı ısı dalgalarından avlarını bulurlar. Bu ısı algılayıcı organ, sivrisineklerin ayaklarında bulunur. Bu ısı algılayıcılarıyla hedeflerini şaşmadan bulurlar. Damarlarından akan kanın sıcaklığı daha fazla olduğu için, hiç şaşırmadan damarın geçtiği yeri elleriyle koymuş gibi rahatça bulurlar.

Sivrisineği cezbeden diğer bir unsur, insanların ve hayvanların nefesinden çıkan karbondioksit gazıdır. Bu gaz sivrisinekler için çok çekicidir.

Kanda bulunan amin asitler, aminlerin ve amonyağın ve laktik asitlerin karışımı da sivrisinekleri çok cezbeder.

Nemli vücutları çok severler.

Sivrisinekler bu hassas detektörleri ile en gelişmiş teknolojik donanımlarla donatılmış modern savaş uçaklarından daha donanımlıdır. Çünkü doğacak yavrularının yumurtalarını besleyebilmek için mutlaka kan emmek zorundadırlar.

Bütün bu teknolojik özelliklere sahip sivrisineğin boyu 3 mm ile 10 mm. arasındadır. Bu sivrisineği, en gelişmiş yaratık sayılan insanla mukayeseye kalkışırsak, vücut yapısı ve özellikleri itibariyle insandan çok üstün olduğunu görürüz. Saniyede 500 defa titreşen kanat yapılarını dikkate alırsak, böyle titreşime dayanabilecek ne insan organı, ne de insan yapısı bir malzeme bulabiliriz. Zira kısa bir süre sonra malzeme yorulmasından dolayı paramparça olur. Bu yaratılış şekli fizik kanunlarını zorlamaktadır. Benim bilebildiğim kadarıyla , saniyede 500 defa bükülerek uzun zaman çalışabilen hiçbir malzeme dünyada keşfedilebilmiş değildir.

Bütün bu özellikler, sivrisinek tarafından sonradan geliştirilmiş değildir. Daha kozadan çıktığı an bu özelliklerle doğmaktadır.

Sivrisineklerin yetenekleri yukarıda anlatılanlarla sınırlı değildir. Avını bulup, kan emeceği yeri anestezi ile uyuşturduktan sonra delici iğnesi deriyi deler ve belli bir derinliğe indikten sonra, damarın durumuna göre eğilebilir. Damar delindikten sonra buradan çıkmaya başlayan kan vücut koruma mekanizmaları ile pıhtılaşmaya başlar ve emme işi zorlaşır. Bu durumu bilen sivrisinek kesici bıçaklardan birisinin içinden delinen noktaya pıhtılaşmayı engelleyen bir salgı enjekte eder. Böylece kandaki pıhtılaşmayı sağlayan enzim etkisiz hale getirilerek, emme işi rahatlıkla sürdürülür. Bütün bu işlemler birkaç saniye içinde olur. Bu özellikleri ile de sivrisinekler büyük birer kimyacı ve cerrahtırlar.

Yukarıda anlatılan bütün teknolojik teçhizatlar 1mm uzunluğunda ve 0,1 mm çapındaki hortum dediğimiz bir borunun içine yerleştirilmiştir. Neredeyse her şey nano ölçeğinde yapılmıştır. Bu mucize değil de nedir? Böyle bir canlı, tesadüflerle gelişerek bu noktaya gelmemekte; arılarda olduğu gibi doğuş anında bu özelliklere sahip olmaktadırlar. Halen yaratılışı inkar mı edeceğiz?

Sivrisinek Yumurtalarının Çeşitleri ve Mucizevi Gelişimleri

a) Disk Şeklinde Olan Yumurtalar
Bu tür yumurtaların alt kısımları huni şeklinde oyuktur. Bu oyuk içine dolan hava bir can simidi görevini görür ve yumurtanın su üzerinde kalmasını sağlar. Ancak buna rağmen yumurta tek başına su üzerinde kalamaz. En ufak bir çalkantıda devrilir ve alttaki boşluk su ile dolarak yumurta batabilir. Bu tehlikeyi yaşamamak için, yumurtalar bir disk şeklinde birbirine yapışarak suyun üzerinde bir sal oluştururlar. Çapı 11 mm civarında olan bu disk salı, suyun üzerinde batmadan rahatça yüzebilir. Yumurtaların altındaki oyuklar da ve aralarında bulunan hava, hava yastığı görevini görür.

İşin enteresan tarafı, yumurtaları birbirine yapıştıran yapıştırıcı o kadar sağlam ki, yumurtalar her türlü çalkantıda bile dağılmazlar. Ayrıca, salın bir disk şeklinde yapılmış olması nedeniyle, suda alabora olup batmazlar.
Sivrisinek bütün bu organizasyonu dahiyane bir şekilde yapar. Esasında bu organizasyonu yapan sivrisinek, yavruları yumurtadan çıktığında çoktan ölmüş olacaktır. Ama kendi sağlığında neslinin geleceğini garanti altına alır.

b) Jelatilenmiş Yumurtalar
Sürü sinekleri adıyla anılan sivrisinekler, yumurtalarını jelatinimsi bir madde kümesinin içine bir çerçeve veya ip şeklinde bırakırlar. Bu jelatin yumurtalar için bir ambalaj görevi görür. Böylece yumurtalar çeşitli koşullara ve düşmanlara karşı korunmuş olur. Ayrıca sivrisinek, yumurtaları taşıyan bu jelatimsi ambalajları su kenarlarında veya içlerindeki bitki ve taşlara yapıştırarak, yumurtanın suya batmasını veya suda kaybolmasını önler.

c) Can Simidi Şeklindeki Yumurtalar
Sıtma mikrobu taşıyan Anopheles cinsi sivrisineklerin yumurta kabuğunun dışında, hava odacıkları ve yumurtayı saran yüzme kenarları denen, suyun yüzme gerilimini artıran bir oluşum vardır. Bu sayede yumurta suya batmadan su üstünde kalır. Bu yumurtaların üzerinde bulunan hava odacıkları ve yüzme kenarları yüzey gerilimi kanunundan en yüksek verimle yararlanacak biçimde dizayn edilmiştir. Böyle bir dizayn rastgele oluşturulamaz. Müthiş bir hesap işidir.

d) Bitkilerin İçine Bırakılan Yumurtalar
Cylindrotama cinsi sivrisineklerin başının üzerinde, en sert bitkileri dahi kesebilen, testere görevi yapan kesici organları vardır. Bu kesici ile bitki gövdelerini veya yapraklarını keserek açarlar. Açılan bu yarıklara yumurtalarını iterek yerleştirirler. Bazen bir yaprak veya dal yarığına 70 yumurta bırakabilirler. Böylece yumurtalar güvenli bir eve yerleştirilmiş olur. Tabi çok küçük bir kafada böyle bir aletin bulunması başka bir mucizedir.

Bazı cins, özellikle Leicester cinsi sivrisinekler de yumurtalarını daha güvenli olan bambu saplarının içinde bulunan suya bırakırlar

Larvalar
Yumurta içinde olgunlaştıktan sonra ortaya çıkan sivrisinek larvaları, takriben 1 – 1,5 mm uzunluğundadır. Bu ufak cüsselerine rağmen birer obur varlıklardır.

Larvalar, yetişkin olana kadar su altında yaşarlar. Su altında sürekli olarak bakterileri ve bakteri bulamadıkları zaman birbirlerini yiyerek bir hafta içinde 6-7 kat büyürler. Sivrisinekler yaşamları boyunca sadece bu dönemde büyürler, ileriki dönemlerde bir daha büyümezler.

Larvalar, nefes alabilmek için su üzerinde boğulmadan asılı dururlar. Zaman zaman yiyecek bulmak için suya dalarlar. Su üzerinde baş aşağı dururken ağızlarının iki yanında dört set halinde bulunan ince tüylü bir fırçayı hızlı bir şekilde sallayarak suda bir akıntı yaratırlar. Suda bulunan bakteriler, suyun hareketine kapılarak larvaların ağızına gelir. Larvalarda bu fırçalara takılan bakterileri yiyerek beslenirler. Bu şekilde bir larva, fırçalarından günde 100-1000 mm³ suyu süzebilir. Yani daha doğar doğmaz beslenebilmeleri için özel bir aletleri ve bu aleti kullanma yeteneği vardır. Eğer larvaların bulunduğu su bol miktarda bakteri içeren kirli su değil de, az miktarda bakteri bulunan temiz su ise, yeterli bakteri bulamayan obur ve yırtıcı larvalar birbirlerini yerler. Bu nedenle sivri sinekler, yumurtalarını bırakırken özellikle kirli suları seçerler ve bunu da bilinçli yaparlar. Kirli sulara bırakılan sal şeklindeki yumurta grubundan yaklaşık yüz tane sağlam sivrisinek çıkar. Bazı tür sivrisinek larvaları soluk almak için su yüzeyine çıkmaz. Yaşamı için gerekli olan oksijeni, bitkilerin içindeki oksijeni emerek sağlar. Bu larvalarda, su bitkilerinin gövdesini ve köklerini delmeye ve bu delikten bitki içinde çözünmüş olarak bulunan oksijeni çekmeye yarayan testere biçiminde bir organ vardır. Bu şekilde bitkilerin içerisindeki oksijeni emerek uzun süre yaşar. Görüldüğü gibi, daha larva safhasında bile büyük bir teknolojiye sahipler. Ayrıca bu larvalar oksijenin hangi bitkilerde bulunduğunu bilir ve bu bitkileri seçerler.

Çok hızlı akan sularda bulunan bazı larva türlerinin arkalarında, 45 derece eğimle vücutlarıyla birleşmiş ucu kancalı uzun vantuzları vardır. Bu kancalı vantuzlarla larva, herhangi bir yere tutunarak akıntıya kapılmaktan kurtulur.

Yine akıntılı sularda bulunan bazı cins larvalar da, kendilerine bir ev yaparak bu akıntılardan korunurlar. Bunun içinde larva kolaylıkla şekil verebileceği jelatinimsi bir madde salgılar. Bu madde ile kendisi için en uygun bir şekilde, iki tarafı açık boru benzeri bir yuva yapar. Bu yuvayı ya çamura, ya kuma gömer , ya da yanında taşır.

Diğer cins larvalar, yukarıda belirtildiği üzere yemek yemek üzere, gövdeleri su içinde olacak şekilde su üzerinde asılı kalırlar. Suyun içinde baş aşağı dururken vücutlarının arkasında su üzerinde bulunan kısımdaki solunum boruları ile nefes alırlar. Kimi larvalarda suya paralel dururlar ve karınlarında bulunan üç solunum deliğinden hava alırlar, bir nevi şnorkel kullanırlar. Bu şnorkellerin havayla temas eden uç kısmı, özel bir yağla doğuştan kapatılmıştır. Bu yağ, suyu iten özelliğe sahip bir yağdır. Bu yağ sayesinde sudaki hareket nedeniyle nefes borusunun suyla dolması ve içeri su girmesi önlenir.
Yaklaşık bir haftalık larva döneminden sonra, larvalar pupa dönemine geçer. Bir haftalık yaşamı olan larvaların sahip olduğu bu üstün nitelikler bir yaratılış harikasıdır.

Pupa Dönemi
Pupa dönemi, bir canlının yetişkin olmadan önceki son halidir.

Larvanın başının arkasında, larvanın derisini kesmeye yarayan bir organ vardır. Larva bu organla derisini keserek atar. Atılan bu deriyle beraber bu organda atılır. Böylece larvanın derisi değişir. Eğer bu organ olmasaydı larva deri değiştiremez, kendi derisi içinde sıkışarak ölürdü. Atılan derinin yerine gelen deri, yumuşak ve esnek bir deridir. Larvada bu esnek deri sayesinde büyüyerek pupa haline gelir. Larva gelişimini tamamlayana kadar üç defa daha deri değiştirir. Toplam dört deri değişiminden sonra vücudu sivrisinek yapısına dönüşür. Pupa dönemi 3-4 gün sürer ve bu esnada pupa herhangi bir beslenme yapmaz.

Larvadan pupaya geçiş döneminde, larvada bulunan özel bir yağla kapalı olan nefes borusu, yani şnorkelleri kapanır. Bunun anlamı, larvanın nefessiz kalıp ölmesi demektir. Ancak bu ölüm olmaz. Bu defa pupanın ön tarafında iki nefes borusu ortaya çıkar. Bu yeni nefes borusu pupanın hayatta kalmasını ve sivrisineğe dönüşmesini sağlar. Pupa bu iki hava borusunu su yüzüne çıkararak buradan nefes alır. Bu nedenle pupalar kolay nefes alabilmek için su yüzeyine yakın yerlerde dururlar, bu esnada bir şey yemezler.

Pupa döneminin sonuna doğru deri renkleri esmerleşir ve şeffaf hale gelir. Beşinci gün içinde, pupanın şeffaflaşan derisi açılır ve erişkin bir sivrisinek olarak sudan çıkmaya hazır hale gelir.

Sivrisineğin, suda yüzen pupasından çıkarken kanatlarının suya değip ıslanmaması lazım, aksi halde ıslanan kanatları ile uçamaz ve suda boğulur. Sivrisinek bu sorunu da büyük bir ustalık ve maharetle çözerek suya hiç değmeden pupasından çıkmanın yolunu bulmuştur.

Sivrisineğin vücudu, kanatları ve bacakları pupa evresinde, kozanın içinde gelişimini tamamlayarak uçar hale gelmiş olarak kozadan çıkmayı bekler. Ancak bu aşamada büyük bir tehlike altındadır. Çatlayan kozanın içine su girerse sivrisinek bu suda boğulur. Bu nedenle bunun tedbiri de önceden alınmıştır. Sivri sineğin kozadan çıkması için kozanın yırtılan baş tarafı, sivrisineğin kafasının su ile temasını engelleyecek özelliklere sahip yapışkan bir sıvı ile kaplanmıştır. Bu sıvı sayesinde kozanın içinin suyla dolması ve sivrisineğin boğulması önlenmiş olur.

Bu işlemler sürerken pupa nefes almaya devam eder. Esebilecek en ufak bir rüzgar sivrisineğin suya değip ıslanmasına ve bunun sonucunda ölmesine neden olacağı için sivrisinek kozadan çıkmak için rüzgarsız bir anı seçer. Kozadan çıkarken başını ve ön ayaklarını kozadan yavaş yavaş dışarı çıkarır. Suya batmayı engelleyecek bir yapıya sahip olan ön ayaklarını su yüzeyine yaslayıp, vücudunun geri kalan kısmını suyun içindeki kozadan dışarı çeker. Kozadan çıktıktan sonra sivrisinek bir süre su üstünde dinlendikten sonra uçup gider. Hayatı boyunca yapması gereken görevine başlar.

Bütün bu özelliklerinden dolayı sivrisinekler de Kuran’da ismi geçen nadir canlılardan biridir.

Kuran’ın Bakara Suresi Ayet-26

“Şu bir gerçek ki Allah, bir sivrisineği hatta onun da üstündeki bir varlığı örnek göstermekten sıkılmaz…”

Yukarıdan beri özetlemeye çalıştığım gibi daha yumurta safhasından başlayarak, larva, pupa ve yetişkin dönemleri dahil her dönemde üstün meziyetlere sahip bu haşereler her ne kadar bizi rahatsız eden uçan böcekler olarak sevmediğimiz canlılar ise de, diğer taraftan bizim sahip olmadığımız bütün bu üstün yapıları dolayısıyla saygı duymamız gereken yaratıklardır. Bizim kanımızı emmesi ve canımızı yakması da bize zarar verme isteğinden ziyade bir yaradılış zorunluluğudur. İsteseler de bu eylemlerinden vazgeçemezler. Bu nedenle bizim de bu canlılara karşı nefret duymamız yerine biraz hoşgörüyle yaklaşmamız ve minnacık yapıları içerisinde bu kadar üstün niteliklere nasıl sahip olduklarını düşünmemiz gerekir.

Yaklaşan yaz ayları içerisinde, özellikle tatil bölgelerinde sizleri ne derece donanımlı düşmanların beklediğini ve bunlarla nasıl savaşacağınızı düşünün. Onların marifetleri ve teknik donanımları bizlerden çok üstün olduğuna göre, bize mücadeleyi kazanabilmenin tek yolu olarak hile yapmaktan başka bir yol kalmıyor. Bu da, onları yaşadığımız mekanlardan kovalayan kimyasallar veya zehirli öldürücüler kullanmak. Fakat bu da adil bir savaş yöntemi değil. İnsanoğlu kendi içinde bile, sözde adaleti sağlamak için çekinmeden, pervasızca dünyanın her tarafında ve kendi ülkelerinde kendi insanlarını çekinmeden öldürdüğüne ve çözümü öldürmede gördüğüne göre, diğer canlıları da ilk tedbir olarak öldürmekten hiç çekinmeyecektir.

Bu üstün vasıflara haiz, saygı değer minicik yaratıkları, yaratılış zorunluluğu olan eylemlerinden dolayı öldürmek yerine, bunların saldırılarından korunmayı seçmek herhalde en uygun bir yol olsa gerek. Takdir sizlerin.

Kaynak : Hayvanlar alemi

2012-07-10
Bu yazı 5333 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 *